HOŞ GELDİNİZ

HOŞ GELDİNİZ
ödevinizinarsivine BUYRUN;

** BEMBEYAZ SAYFAMIZDAN SİZLERE ÖDEVLERİNİZİ SUNMAKTAN BÜYÜK GURUR DUYARIZ....






12 Kasım 2010 Cuma

Ticaret Çeşitleri Ve Özellikleri

Üretilen mal ve hizmetlerin alınıp satılmasına ticaret denir. İç ve dış ticaret olmak üzere ikiye ayrılır.



1. İç Ticaret



Ülke sınırları içinde, bölge ve bölümler arasında yapılan ticarete iç ticaret denir.



Türkiyede Dış Ticaret



Türkiyede çok canlı bir ticaret vardır. Bunda etkili olan faktörler şunlardır:



Sanayi kuruluşlarının dengesiz dağılımı


Bölgeler arasında yetişen tarım ürünlerinin farklı olması



Nüfusun dengesiz dağılımı



Hayvansal maddelerin her yerde üretilememesi



Ülkemizde bazı il merkezleri ticaret şehirleri özelliği kazanmışlardır. Bunlar, İstanbul, Bursa, İzmit, İzmir, Denizli, Adana, GaziAntep, Diyarbakır, Ankara, Konya, Kayseri, Samsun, Trabzon, Erzurum ve Malatya gibi illerdir. Bu merkezlerde ticaretin gelişmesinde, ulaşım yolları üzerinde bulunmalarının büyük etkisi olmuştur.



İhracat (Dış satım): Bir ülkenin başka ülkelere yaptığı satışlardır.



İthalat (Dış alım): Bir ülkenin başka ülkelerden aldığı mallara denir.



2. Dış Ticaret

Bir ülkenin başka ülkelerle yaptığı alışverişe dış ticaret denir. Dış ticaretin para karşılığına dış ticaret hacmi denir. Gelişmiş ülkelerde dış ticaret hacmi fazla, gelişmemiş ülkelerde düşüktür. Yine, gelişmiş ülkelerde ihracat, genelde ithalattan daha fazladır. Bu ülkeler dışarıdan daha çok hammadde alıp dışarıya işlenmiş sanayi ürünleri satarlar. Az gelişmiş ülkeler ise dışardan daha çok işlenmiş sanayi ürünleri alıp, dışarıya tarım ürünleri veya ham maddeler satarlar.





Türkiyede Dış Ticaret



Türkiyede, Cumhuriyetin ilk yıllarında çok az olan dış ticaret hacmi, artan nüfus ve canlanan ekonomiye bağlı olarak artış göstermiştir.



1980'li yıllara kadar Türkiyede,



Dış ticaret hacmi düşük, ihracatta tarım ve maden ürünleri, ithalatta ise daha çok işlenmiş sanayi ürünleri önemliydi.



1980'li yıllardan sonra, dış ticaret hacmi arttı. İhracatta sanayi ürünlerinin payı % 90 lara çıktı. İthalatta ise fabrika kuracak aletlerin, yatırım mallarının ve hammaddelerin oranı artmıştır.





Başlıca İhraç Ürünlerimiz



Tarım ürünleri (Pamuk, fındık, tütün, baklagiller, kuru ve yaş meyveler)


Dokuma ve tekstil ürünleri



Hayvan ve hayvansal ürünler (Deri, yumurta, yün, tiftik)



Bitkisel yağlar



Bazı dayanıklı tüketim malları (Televizyon, buzdolabı, vs.)



İpekli dokuma ve giyim eşyaları



Mobilya, çimento, cam ve seramik ürünleri



Madenler (krom, bakır, cıva, demir, bor, tuz)





Başlıca İthal Ürünlerimiz



Fabrika kurmaya yarayan aletler, ham petrol, ilaç ve kimyasal maddeler, elektronik araçlar, motorlu araçlar, silah, optik araçlar, tropikal ürünler (muz, kahve, hurma, pirinç)





Dış ticaretimizde önemli ülkeler



Almanya, İtalya, ABD, İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika, Japonya, İran, Suudi Arabistan ve son yıllarda Rusya Federasyonu, Gürcistan ve Orta Asya (bilgi yelpazesi) ülkeleri (Kazakistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan)



Ülkemizde son yıllarda uygulanmak istenen diğer bir ticaret şekli de serbest ticarettir. Serbest ticarette ülkeler ürettikleri çeşitli malları, belli yerlerde kurulacak pazarlarda gümrük vergisi ödemeden pazarlamaktadır.



Ülkemizde serbest ticaret bölgesi olarak şu anda İstanbul, Mersin, İzmir, İskenderun, Antalya ve Trabzon illeri belirlenmiştir.

Epirojenez KITA OLUŞUMU (EPİROJENEZ) HAREKETLERİ

Epirojenez
KITA OLUŞUMU (EPİROJENEZ) HAREKETLERİ


Yer kabuğunda meydana gelen geniş alanlı alçalma ve yükselme hareketlerine epirojenez denir.

Bir yerde epirojenik hareketlerin olabilmesi için izostatik dengenin bozulması gerekir.

İzostatik denge: Katı haldeki yer kabuğunun sıvı haldeki manto üzerinde batmadan kalabilmesine denir.

İzostatik Dengeyi Bozan Faktörler

Karalarda aşınmanın, denizlerde birikmenin fazla olması,

İklim değişmeleri,

Dağ oluşumu hareketleri ve volkanizmadır.

EPİROJENEZ SONUCUNDA;

Jeoantiklinal (Kıta) ve jeosenklinal (okyanus) meydana gelir.

Deniz ilerlemesi (Transgrasyon) ve deniz gerilemesi (Regrasyon) meydana gelir.

Deniz gerilemesi var ise akarsuyun yatak eğimi ve aşındırma gücü artar.

Kıyı şekilleri yüksekte veya kara içlerinde kalmış ise deniz gerilemesi olmuştur.

Deniz ilerlemesinin görüldüğü yerde akarsuyun ağız kısmı deniz suları altında kalır. Akarsuyun enerji potansiyeli azalır ve biriktirme yapar.

Eğer bir yerde akarsu vadisi deniz içinde de devam ediyorsa; deniz ilerlemesinden bahsedilebilir.

Türkiye’de epirojenez sonucunda , Anadolu yarım adası yükselirken; çevresindeki Akdeniz ,Ege, Karadeniz çanakları ile Ergene havzası ve Çukurova çökmektedir.

Dördüncü zamanın başında bugünkü Ege Denizinin yerinde bulunan Egeid karasının epirojenik hareketlerle çökmesiyle Ege Denizi oluşmuştur.

Dünya üzerinde ise İskandinavya yarımadası ve Kanada yükselirken , Almanya ve Hollanda çökmektedir.

Epirojenez yer yüzünü en uzun sürede şekillendiren iç kuvvettir.

Epirojenez sonucunda yer şekillerinin genel yapısında değişme olmaz.

Yurdumuzun iç kesimlerinde yüksek düzlüklerin bulunması, III. Zaman sonlarında deniz seviyesine yaklaşan yerlerin (peneplen), IV. Zaman başlarında tekrar yükselmesinin sonucudur.
Orojenez
Dağ Oluşumu

Enerjisini magmadan alarak yer kabuğunda değişiklik oluşturan iç kuvvetlerden biri orojenezdir. Yer kabuğundaki hareketler devam ederken, karalar üzerinde akarsular, buzullar rüzgarlar ve dalgalarla aşınan ve taşınan Maddeler zaman içerisinde binlerce metre kalınlığa ulaşır. Bu tortul tabakaların biriktiği büyük ve derin çukurluğa jeosenklinal veya dağ beşiği adı verilir.Dağ beşiğinde biriken tortullar, levhaların birbirlerine doğru ilerlemesiyle sıkışırlar.

Sıkışma sonucunda kıvrılma ve yükselmeler olur ve bu hareketler kıvrımlı dağ sıralarını oluştururlar. Kıvrılma ile yükselen yere Antiklinal, çukurlaşan yere de Senklinal denir.Yer hareketleri sırasında orojenezle kıvrılma özelliği taşımayan sert tabakalar kırılmaya uğrarlar. Kırılan tabakalar yatay ve düşey doğrultuda yer değiştirir. Yerde oluşan kırığa fay kırık hattı)denir. Faylar boyunca blok halinde bir kütlenin çökmesi diğer kütlelerin yükselmesiyle horst-graben sistemi oluşur. Çöken kütlenin oluşturduğu çukurluğa graben, yüksekte kalan bloğa horst denir.Dünyanın en uzun graben çukurluğu Doğu Afrika Grabeni, Mozambik sınırlarından başlar,Karadeniz ve Lut Gölü üzerinden yurdumuzda Hatay çukurluğuna kadar uzanır (5000 km).

Türkiye’de Horst ve Graben oluşumu en fazla Ege Bölgesinde görülür. Ege Bölgesi'ndeki Aydın Dağları ve Bozdağlar birer horst iken, Küçük Menderes, Büyük Menderes ve Gediz ovaları birer grabendir. Amik Ovası da Dünya'nın en uzun graben sisteminin kuzey ucunu oluşturmaktadır.Dünya üzerindeki başlıca kıvrım dağları III. zamanda oluşmuş Alp-Himalaya kıvrımları ile Amerika kıtasının batısındaki Kayalık ve And dağlarıdır.Türkiye’deki dağların büyük bir kısmı III. zamanda Alp-Himalaya kıvrımları ile oluşmuştur. Bunlar kuzeyde Kuzey Anadolu Dağları ve güneyde Toros Dağlarıdır.

ALÜVYAL TOPRAKLAR COĞRAFYA

ALÜVYAL TOPRAKLAR
A-OLUŞUM KOŞULLARI
Eski toprak sınıflandırma sistemine göre topraklar, zonal, azonal ve intrazonal olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Alüvyal topraklar bu gruplardan azonal topraklar grubuna girmektedir.
Akarsuların taşıdığı ince malzemelerin akarsuların yayıldığı alanlarda birikmesi ile oluşur. Alüvyal depolar, deltalar, haliçler, terasalar ve kıyılardaki genç alüvyal dolgular üzerinde % 1-3 eğimli arazide oluşan ve gelişen topraklardır.
Arazinin konumuna göre taşkın sularının baskınına uğrayanlar olduğu gibi yüksek teraslarda taşkınların etkisinde bulunmayanları da vardır. Ana materyallerin özelliklerine bağlı olarak çeşitli özellikler gösterirler. Çeşitli iklim koşulları altında bulunurlar.

B-GELİŞİMİ
Alüvyal toprağı oluşturan materyaller sular tarafından taşınarak bugün bulundukları yerlere, o kadar yakın bir zamanda depo edilmiştir ki henüz toprağı şekillendiren olayların ona herhangi bir özellik vermesine yetecek kadar bir süre geçmemiştir.
Alüvyal toprakların yakın zamanlarda biriktirilmiş olanları yanında, yüzlerce senelik olanları da vardır. Ancak bunlarda iklim ve vejetasyonun etkisi, geçen zaman sürecinin azlığı dolayısıyla belirgin olarak ortaya çıkmamıştır.
Sürekli olarak taşkın ve birikmeye uğrayan sahalarda devamlı malzeme birikmesi, alüvyal malzemenin ayrışmasını ve toprağın yüzeyinden yıkanan maddelerinin altta birikmesini engeller.
Suda yüzer halde taşınan killerin biriktiği art bataklık depolarında ağır bünyeli alüvyal topraklar hakimdir. Buna karşılık akarsu yatağının kenarında suların yataklarından taşarken biriktirdikleri kumlu topraklar baskındır. Genel olarak drenajının iyi olduğu alüvyal topraklar, besin maddeleri bakımından zengin olup tarıma uygun toprakları oluşturur.
Alüvyal topraklar koptukları ana maddeye benzerler. Bu toprakların pek çoğu üzerinde sular kabardığı zaman, hâlâ tortul madde ilaveleri olmaktadır. Her ne kadar son yıllarda taşkın kontrolü çalışmaları sayesinde kısmî değişiklikler olmuşsa da, bazı akarsularda bu olay kuvvetli şekilde devam etmektedir.

C-ÖZELLİKLERİ

Alüvyal toprakların fiziksel ve kimyasal özelliklerini, alüvyal malzemenin kaynaklandığı sahadan gelen malzemenin fiziksel ve kimyasal özelliği tayin eder. Örneğin: Muş Ovası’nın güney kesiminde kumlu ve kahverengimsi olan alüvyonların özelliğini Bitlis Dağları’ndan aşınan paleozoik metamorfik şistler etkilemiştir. Bu alüvyonlar genellikle kireçsiz, silisli ve koyu renklidir. Buna karşılık ovan kuzey kesimindeki alüvyal toprakların beyaz ve killi olması, kuzeydeki aşınan tersiyer killi-marnlı ökelerin özelliğinden ileri gelmektedir.
Toprak oluşumuna bağlı olarak meydana gelmiş toprak horizonları belirgin değildir. Genellikle Ochric ve Umbric A horizonları ile Histic H (organik madde oranı fazla, su ile doygun) horizonuna sahiptir. Dünyanın hemen hemen bütün bölgelerinde her çeşit doğal vejetasyon altında bulunabilirler. Pedojenik süreçlerin daha yeni başlamasından ötürü profil morfolojileri fazla gelişmiş değildir. Tanecik boyutları yanında çok çeşitlilik gösteren bu topraklarda tabakalaşma da görülebilir. Genç olmalarına karşın flüvyal birikim sürecinin süreklilik gösterdiği delte alanlarında veya taraçalarda çoğu zaman gömük horizonlara rastlanır. Bazı flüvisoller oldukça verimli toprakları meydana getirirler. Una en iyi örnek başta Nil olmak üzere birçok büyük akarsuların taşkın ovaları verilebilir. Flüvisoller özelliklerine göre Cambic Flüvisols, Calcaric Flüvisols, Glayic Flüvisols gibi alt gruplara ayrılırlar.

D-SINIFLANDIRILMASI
Alüvyal topraklar kendi arasında drenaj ve mahsul verme durumları göz önünde bulundurularak üç ana gruba ayrılır.
1.1 ALÜVYALLERDEN MEYDANA GELEN ALÜVYAL VE GENÇ TOPRAKLAR-DÜZ
Bu topraklar nehirlerin dar ve geniş taşma sahaları ile bu yerlere komşu olan gayet hafif meyilli vadi kenarlarını, dar kıyı şeritlerini, ülkemizin iç taraflarındaki eski göl tabanlarının teşkil ettiği havzaları ve büyük nehirlerin denizlere vardığı yerlerde vücuda gelen ufak ve büyük deltaları içine alır. Örnek vermek gerekirse; Adana’daki Çukurova ve Samsun’un doğusunda bulunan Çarşamba Ovası bunun için uygundur. Bu toprak türünün drenajı çok iyidir. Bu yüzden genellikle ziraatta kullanılır. Bu tür toprakları üzerinde bulunduran araziler genellikle çevresinden alçak yerlerdedir. Ve bu arazilere göre yüksekte bulunan toprak türleri bu toprakların aksine iskelet yapıdaki topraklardan oluşmuştur. Ayrıca bu tür yerler ya çok dik ya da aşırı kesik yerlerdir.

1.2.ALÜVYONLARDAN MEYDANA GELEN ALÜVYAL VE GENÇ TOPRAKLAR-HAFİF MEYİLLİ
Göze çarpan ilk özellikleri meyil, zayıf bir toprak profili ve dolayısıyla daha süratli satıh drenajıdır. Toprağın diğer bir özelliği de toprağın alt tabakasında yuvarlak çakılların bulunmasıdır. Ancak bu çakıllar toprağı işlemek için hiçbir engel teşkil etmez. Bu toprak çeşidi kuru ziraat için çok elverişlidir. Sulu ziraata ise orta derecede uygunluk gösterirler. Aslında kabaca bakıldığında düz alüvyal topraklarla aynı özelliklere sahip gibidirler. Genellikle buğday tarımı yapılır. Genelde toprağın 60–120 cm. altında çakıl bir katman bulunur.

2.HİDROMORFİK ALÜVYAL TOPRAKLAR
Bu tür toprakların drenajı hiç yok denecek kadar azdır. Akarsu yataklarının çok az derin olduğu vadi ve havzalardaki bazı geniş ve hemen hemen düz yerlerde de Hidromorfik Alüvyal topraklar meydana gelir. Türkiye’nin genellikle her yerinde her türlü iklim şartı altında ve genellikle ıslak ve çayır tipi vejetasyonun hâkim olduğu yerlerde kolaylıkla görülebilir. Drenajının da az olması nedeniyle renkleri gri ile açık gri arasındadır. Üzerinde ağaç, bodur ağaç ve çayırdan meydana gelen karışık bitki örtüsü görülür. İçinde ise her türlü alüvyon çeşidinden bulundurmalarına rağmen münhal tuz bulundurmazlar. Ama göze batan genellikle killi olmalarıdır. Ayrıca çok gençtirler.

3.HİDROMORFİK TUZLU ALÜVYAL TOPRAKLAR
Bu toprak türü faydalı vejetasyonun üzerinde büyümesini geri bırakacak ve hatta yaşamasına engel olacak türde büyük miktarda tuzlu bir yapı gösterir. Kötü drenaj sonucu meydana gelmişlerdir. Tuzların toplandığı yerler satıhta, profil içine dağılmış vaziyette veya alt tabakaya toplanmıştır. Böyle yerlerde kültür bitkilerini de yetiştirmek mümkün değildir. Renklerinden söz etmek gerekirse beyaz ile koyu gri arasındaki tonlardadır. Hidromorfik Tuzlu Alüvyal topraklar her ne kadar da çeşitlilik gösterse de her çeşidi için tuzluluk oranı bir bitkinin büyümesini geri bırakacak veya engelleyecek derecede yüksektir. Bu tür arazilerde genelde tuza dayanıklı birkaç ot ve saz yaşamını sürdürebilir. Bu tür toprakların bu derece tuzlu olmasının bir sebebi de; arazinin salma şeklinde fazla sulamaktır. Buna somut bir örnek vermek gerekirse Çukurova’nın Tarsus yakınında bulunan çiftliklerin sahipleri burada kendisini gösteren Hidromorfik Tuzlu Alüvyal toprağın öncelerden var olmayıp yavaş yavaş ve sonralardan meydana geldiğini belirtmişlerdir.

E-DAĞILIŞI
Alüvyal topraklar oluşumu, gelişimi ve özellikleri yönünden incelenirken çeşitli iklim koşulları altında bulunabileceklerinden bahsedilmişti. Buna göre;

DÜNYA ÜZERİNDE, Alüvyal toprakların akarsuların vadilerinde, deltalarda, taşkın ovalarda oluştukları dikkate alınırsa;

•Misissipi nehri deltası ve taşkın alanları,
•Amazon nehri deltası ve taşkın alanları,
•Nil nehri deltası ve taşkın alanları,
•İndus ve Ganj nehirleri deltası ve taşkın alanları,

ve yeryüzündeki diğer akarsu deltaları, vadileri, ve taşkın alanları alüvyal toprakların dağılış alanları arasındadır.

ÜLKEMİZDE, Alüvyal topraklar ülkemizin en verimli topraklarıdır. Kuru ziraatta ve sulu ziraatta en yoğun olarak kullanılan topraklardır. Tahıl, çapa bitkileri, sebze ve meyvecilik en önemli tarım ürünleridir.
Ülkemizde alüvyal toprakların 3.800.000 hektarlık alanı kapladığı tahmin edilmektedir. Bunların % 75- 80 gibi yüksek bir oranda faydalanma söz konusudur.
Genel olarak: ege bölgesi depresyonları, Çukurova, Antakya-Kahraman Maraş oluğu, Kızılırmak, Yeşilırmak deltaları ve diğer akarsu deltaları, taşkın ovaları ve vadileri alüvyal toprağın dağılış alanları arasındadır.

türkiyede sanayı konusu

Çeşitli ham maddelerin veya yari islenmiş maddelerin fabrikalarda, atölyelerde islenip kullanıma hazır duruma getirilmesi faaliyetlerine sanayi (endüstri) adi verilir.Büyük fabrikalarda, çok sayıda büyük makinelerle ham maddelerin islenerek yari islenmiş hale getirilmesi faaliyetlerine ağır sanayi adi verilir. Kimya sanayii ve maden sanayii bu tür sanayi kollarına birer örnektir.Yarı işlenmiş maddelerin fabrika ve atölyelerde tüketim malları haline dönüştürüldüğü otomotiv sanayii, dokuma sanayii ve gıda sanayii gibi sanayi kollarına ise orta ve küçük ölçekli sanayi adi verilir.İnsanların yeryüzünden daha fazla yararlanmasına katkıda bulunan sanayi faaliyetleri, ülkelerin birçok alanda gelişmesi ve ekonomilerinin büyümesine yardımcı olur. Bir ülkenin ekonomik ve toplumsal kalkınması o ülkenin sanayileşme derecesine bağlıdır. Sanayileşme faaliyetleri ileri olan ülkeler gelişmiş olan ülkelerdir.Bu ülkeler çoğunlukla ham madde ya da yari islenmiş ürünleri alır bunları isleyerek tüketim malları halinde diğer ülkelere satar. Geri kalmış ülkeler ise sanayileşme yönüyle de geridir. Bu ülkeler çoğunlukla sanayi ürünlerini diğer ülkelerden satın alır. Diğer ülkelere
ise ham madde satar. Ülkelerin ekonomilerine yön veren sanayi faaliyetlerinin yaygınlaşması bazı koşullara bağlıdır. Simdi bu koşulları birlikte inceleyelim.


1. Sanayinin Kurulması için Gerekli Şartlar

a. Sermaye (Ana para)

Sanayi tesislerinin yapımında gerekli olan araç ve gereçlerin alınmasından çalışanların ücretlerinin ödenmesine kadar birçok alanda en gerekli koşul sermayedir. Türkiye’de bu konuda gerekli sermaye kaynakları; devlet desteği, yabancı kaynaklı krediler ve son yıllarda yabancı yatırımcıların sağladığı sermaye gibi kaynaklardır.

b. Hammadde

Sanayi tesislerinde kullanılmak üzere islenmemiş halde bulunan maddelere ham madde adi verilir. Fabrikalarda kullanılan ham maddeler sanayi faaliyetinin türüne göre değişir. Tarım ürünleri, hayvansal ürünler, madenler, su ürünleri ve bitkiler baslıca ham madde kaynaklarıdır. Örneğin, dokuma fabrikalarında ham madde olarak pamuk ve ipek, bitkisel yağ fabrikalarında zeytin, ayçiçeği, mısır, soya vb. maden isleme fabrikalarında çeşitli madenler baslıca ham madde kaynaklarıdır.

c. Enerji

Sanayi tesislerindeki makinelerin çalışabilmesi için enerjiye ihtiyaç duyulur. Bu ihtiyaç büyük ölçüde elektrik enerjisidir. Türkiye'de sanayi kuruluşlarının duyduğu elektrik enerjisi ihtiyacı tas kömürü, linyit, petrol, doğal gaz, su gücü, rüzgâr gücü ve jeotermal santrallerden elde edilir. Bunların yanı sıra gerekli olan isi enerjisi kömür, petrol ve doğal gazdan sağlanır. Bu nedenle sanayi tesislerinin enerji kaynaklarına yakin olması tercih edilir. Örneğin, Ereğli ve Karabük'teki demir - çelik fabrikalarında demirin ergitilmesi için gerekli işi enerjisi tas kömürü yakılarak elde edilir. Bu nedenle bu fabrikaların kuruluş yerinin belirlenmesinde taş kömürü yataklarına yakinlik etkili olmuştur.


d. İş gücü

Gelişen teknolojiyle birlikte sanayi tesislerinin büyümesi, bu tesislerdeki makineleri kullanabilecek yetişmiş is gücü ihtiyacını da artırmaktadır. Sanayileşmiş ülkeler bu ihtiyaçlarını çeşitli mesleklerde eleman yetiştiren lise ve yüksekokullardan karşılamaktadır.


e. Ulaşım

Sanayi faaliyetlerinin yeryüzündeki dağilisi ile ulaşım olanakları arasında yakin bir ilişki bulunur. Sanayi tesisinde islenecek ham madde ihtiyacının, gerekli enerjinin, islenmiş ürünlerin pazara ulaştırılmasının ve çalışacak isçilerin fabrikaya ulaşabilmesinin en önemli koşulu ulaşım olanaklarının gelişmiş olmasıdır. Örneğin,Marmara Bölgesi kara yolu, hava yolu, demir yolu ve deniz yolu gibi birçok ulaşım ağına sahip olması nedeniyle ülkemizin en gelişmiş sanayi bölgesidir.


f. İşletme

Sanayi kuruluşlarının devamlılığında kuruluşların verimli çalışmasının sağlanması yöntemi olan isletmenin önemi büyüktür. Bu yöntemi uygulayacak iyi yetişmiş isletmecilerin başında bulunduğu fabrikalardan yüksek verim elde edilebilir.

g. Teknoloji

Günümüzde kullanıcıların üretilen ürünlerden daha fazla yararlanmasını sağlayan teknolojik gelişmeler, sanayi tesislerindeki üretimi doğrudan etkiler. Bu nedenle teknolojik gelişmelerin yakından takip edilmesi ve bu yeniliklerin üretilen ürünlere yansıtılması gereklidir.

h. Pazarlama

Bir sanayi kurulusunun varlığını devam ettirebilmesi için ürettiği ürünlerini pazarlayabileceği sürekli bir pazarının olması gerekir. Bu pazarların oluşturulmasında şüphesiz ürünlerin reklamının iyi olması gereklidir. Günümüzdeki büyük isletmelerin birçoğu ürünlerini uzun yıllar pazarlayabildiği geniş pazarlama olanaklarına sahiptir.

2. Türkiye'de Sanayinin Kurulusu ve Gelişimi

Büyük ölçüde tarıma bağımlı olan Osmanlı ekonomisindeki sanayileşme faaliyetleri ilk olarak 18 yy'da Lale Devri'nde başlamıştır. Bu dönemde kağıt, kumaş, matbaa ve çini gibi atölye tipi küçük sanayi kuruluşları kurulmaya başlanmış, bunları Tanzimat Dönemi'nde kurulan tersane, dökümhane ve tophane gibi kuruluşlar takip etmiştir. Bu sanayileşme hareketleri siyasal ve ekonomik çeşitli olumsuzluklar (savaşlar, kapitülasyonlar, rekabet güçlükleri, vb.) nedeniyle Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar gelişmesini sürdürememiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında çok sinirli sayıda küçük ve orta ölçekli sanayi kuruluşlarından oluşan sanayi ekonomimizin güçlendirilmesi için ilk önemli adim 1923 yılında İzmir I. iktisat Kongresi'nde atılmıştır. Sanayileşmeyi teşvik eden ve bu alanda çeşitli kolaylıklar sağlayan kararların alındığı bu kongreden sonra özelleştirmeyi sağlamak amacıyla Türk girişimcileri destekleyen Teşvik-i Sanayi Kanunu 1927 yılında çıkarılmıştır. Bu yıllardan itibaren sanayileşme faaliyetlerinin artmasıyla bu alanda bir planlamaya ihtiyaç duyuldu. Bu amaçla 1930 yılında Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı uygulamaya konuldu. Bu plan dahilinde yerli üretime ağırlık verildi. Tarım ürünlerini isleyen fabrikalar, tarımsal üretim bölgelerine ve is gücü alanlarına yakin olarak kuruldu. 1939 yılında kurulan İzmit kağıt ve selüloz kağıt fabrikası, 1933 yılında Nazilli'de kurulan Sümerbank basma fabrikası ve İstanbul (Beykoz)' da 1934 yılında kurulan Paşabahçe sise ve cam fabrikası bu kuruluşlardan bazılarıdır. Bu hamlelerden sonra 1936 yılında ikinci Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlanmıştır. Ancak II. Dünya Savaşı nedeniyle bu plan istenildiği gibi yürütülememiştir. Yine de özel girişimlerin desteklenmesi sürmüş ve buna bağlı olarak özel sektör ve devlet girişimleriyle sanayi kuruluşlarının sayısı giderek artmıştır. Bu sanayi kuruluşları genelde Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yoğunlaşmıştır.1950'li yıllara kadar büyük sanayi yatırımları daha çok devlet tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu yıllarda yerli ve yabancı yatırımcılar ortaklığıyla kurulan sanayi kuruluşlarının yaygınlaştırılması için teşvikler artırılmaya başlanmıştır. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası 1950 yılında bu amaçla kurulmuştur. Ulaşım ve haberleşme ağı yaygınlaştırılmış, enerji üretimi artırılmış ve kamu iktisadi kuruluşları kurulmuştur. Bunların başlıcaları ; Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (1952), Makine Kimya Endüstrisi (1950) ve Devlet Malzeme Ofisi (1954) ve Türkiye Kömür isletmeleri (1957) gibi kuruluşlardır.1962 yılında Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulmasıyla birlikte ekonomimize yön veren beş yıllık kalkınma planları hazırlanmaya başlanmıştır. Bu kalkınma planlarında sanayileşmeye öncelik verilmiştir. Bu gelişmelerle birlikte 1979 yılından itibaren sanayi sektörünün ulusal gelir ve dış satımdaki payı tarım ve diğer sektörleri geçmiştir. Bu dönemde ithal edilen yabancı sanayi ürünleri üzerindeki vergiler azaltılıp, yerli ve yabancı sanayi ürünleri arasında rekabet başlatılmıştır. Bazı kamu iktisadi kuruluşları özelleştirilmiştir.Bu hamlelerle sanayimiz hız kazanmış bugün birçok bölgemizde sanayi kuruluşları açılmıştır.

3. Türkiye'de Sanayi Kolları.

Besin (Gıda) sanayii

Tarım ve hayvancılık faaliyetleriyle elde edilen ham maddelerin ya da yari islenmiş mamulleri islemeye yönelik sanayi kollarıdır. Türkiye’de çok çeşitli kollardan oluşan besin sanayisine bağlı fabrikalar genelde isledikleri ham maddelerin bulunduğu bölgelerde kurulmuştur. Simdi bu sanayi kollarını birlikte inceleyelim.

Şeker sanayii:

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kurulan ve gelişmeye başlayan bir sanayidir. İlk seker fabrikalarımız 1926 yılında Alpullu (Kirklareli)'da ve Uşak’ta kurulmuş olan fabrikalardır. Bugün birçok bölgede seker pancarı tarımı yapılabildiğinden Güneydoğu Anadolu Bölgesi hariç her bölgede seker fabrikaları vardır.Seker pancarı, toplandıktan sonra bekletilmeden islenmesi gereken bir üründür. Bu nedenle seker fabrikaları,seker pancarı tarımı yapılan alanların yakınında yer alır. Bu fabrikalarda seker pancarı islendikten sonra seker elde edilir. Seker pancarının geriye kalan artıklarından ise hayvan yemi olarak kullanılan yas küspe ve ispirto yapımında kullanılan melas elde edilir.

Bitkisel yağ sanayii:

Bu sanayi kolunu oluşturan fabrikalar içinde en çok yer tutan ayçiçeği ve zeytini isleyen fabrikalardır. Bunların yani sıra pamuk, mısır, susam ve soya gibi ürünlerden de bitkisel yag elde edilir. Zeytin yağı fabrikaları zeytin tarımı yapılan yörelerimizde bulunur. Bu yöreler; Edremit ve Ayvalık (Balıkesir),Gemlik (Bursa), İzmir, Muğla, Aydın, Çanakkale, Balıkesir, Kilis, Gazi Antep, Adana, ve Antakya gibi illerde yer alır. Ayçiçeği yağı fabrikalarımız da bu ürünün tarımının yoğun olarak yapıldığı Trakya (Edirne ve Tekirdağ)'da yer alır. Bu illerin yani sıra İzmir ve Adana gibi illerde de ayçiçeği yağı fabrikaları vardır. Ayrıca İstanbul, İzmir ve Adana illerinde margarin yağı üreten fabrikalar bulunur.


Un ve unlu mamuller sanayii:

Ülkemizde en yaygın besin sanayii koludur. Tahıl tarımının yaygın olduğu iç Anadolu Bölgesi basta olmak üzere her bölgemizde un ve unlu mamuller (makarna, bisküvi, vb.) üreten fabrikalar bulunur.

Konserve sanayii:

Bu sanayi kolunda yer alan fabrikalar salça, sebze ve meyve konserveleri, meyve suyu, reçel ve balık konserveleri üretir. Türkiye'deki salça, reçel, sebze ve meyve konserveleri, meyve suyu üreten fabrikalar Çanakkale, Balıkesir, Bursa, İstanbul ve İzmir gibi illerde yoğunlaşmıştır. Bunların yani sıra Adapazarı ve Kayseri gibi illerde meyve suyu fabrikaları yer alır. Balık konservesi üreten fabrikalar ise Çanakkale, Trabzon, Ordu ve Balıkesir gibi illerdedir.

Et ve süt ürünleri sanayii:

Bu sanayi koluna bağlı fabrikalar büyükbaş hayvancılığın yaygın olduğu Kars, Erzurum, Ardahan, Van ve Trabzon gibi illerle, mandıra hayvancılığının yaygın olduğu Edirne, Bursa, İzmir, Ankara ve İstanbul gibi illerde yer alır. Bu gelişmelerle birlikte 1979 yılından itibaren sanayi sektörünün ulusal gelir ve dış satımdaki payı tarım ve diğer sektörleri geçmiştir. Bu dönemde ithal edilen yabancı sanayi ürünleri üzerindeki vergiler azaltılıp, yerli ve yabancı sanayi ürünleri arasında rekabet başlatılmıştır. Bazı kamu iktisadi kuruluşları özelleştirilmiştir. Bu hamlelerle sanayimiz hız kazanmış bugün birçok bölgemizde sanayi kuruluşları açılmıştır.


Tütün ve ispirtolu içkiler sanayi:

Tütünün islenmesiyle elde edilen sigara fabrikalarımız genelde tütün tarımı yapılan bölgelerdedir. Sigara fabrikalarımız genelde Devlete ait Tekel idaresi tarafından isletilmektedir. Bu kuruluşa bağlı fabrikalar; İstanbul (Cibali ve Maltepe), İzmir, Manisa (Akhisar), Adana, Samsun, Tokat, Bitlis ve Malatya illerindedir. Özel sektöre ait ilk sigara fabrikası ise Bitlis'te kurulmuştur. ispirtolu içkiler ise üzüm, arpa, anason, çavdar ve şerbetçi otu gibi bitkilerin islenip çeşitli kimyasal işlemlerden geçirilmesi ve mayalandırılmasıyla elde edilir. Bu nedenle içki fabrikalarının bulunduğu yerler genelde
yukarıdaki ürünlerin ekim alanlarına yakindir.

Dokuma, deri ve giyim sanayii

Bu sanayi kolları içinde ülkemizde en yaygın ve gelişmiş olanı dokuma sanayiidir. Dokuma sanayii kapsamında yer alan fabrikalar pamuklu dokuma, yünlü dokuma, suni ipek yapımı ve dokumacılığı, doğal ipekli dokuma, trikotaj ve giyim sanayii, hali, kilim ve battaniye dokumacılığı yapan fabrikalardır.

Pamuklu dokuma sanayii:

Pamuklu dokuma ve pamuk ipliği üreten fabrikalarımız pamuğun yetiştirildiği İzmir, Nazilli (Aydın), Denizli, Malatya, Antalya, Manisa ve Adana gibi illerde ve pamuğun kolayca ulaştırılabildiği Kayseri, İstanbul, Diyarbakır, Bursa, Uşak, Karaman, Erzincan ve Mersin gibi illerde yer alır.

Yünlü dokuma sanayii:

Pamuklu dokuma sanayine göre daha az gelişmiş olan bu sanayi kolu daha çok iç pazara yönelik olarak kurulmuş küçük ve orta ölçekli isletmelerden oluşur. Türkiye'deki ilk yünlü dokuma kumaş fabrikası Hereke (İzmit)'de kurulmuştur. Bu fabrikanın yani sıra İstanbul, Bursa, İzmir, Uşak, Kayseri ve Gazi Antep gibi illerde yün ipligi ve yünlü dokuma fabrikalarımız bulunur.

Halı ve kilim dokumacılığı:

Bu ekonomik uğraş, Türklerin çok uzun yıllardan beri sürdürdüğü geleneksel faaliyetlerdir. EI dokuması hali ve kilimcilik faaliyetlerinin en yaygın olduğu yörelerimiz Isparta, Bünyan (Kayseri), Gördes, Kula, Demirci (Manisa), Uşak, Tokat, Sivas, Nevşehir, Erzurum ve Ağrı’dır. Bu yörelerimizde bugün el tezgahlarının yerini fabrikalar almaya başlamıştır. Ayrıca bu yörelerden Hereke (İzmit), Uşak, Bünyan (Kayseri), Sivas ve Siirt'te battaniye dokumacılığı da gelişmiştir. İpekli dokumacılık: Doğal ipekli dokuma fabrikalarımız sinirli sayıda olup, bunlar genelde Bursa ve İstanbul’da yer alir. Gemlik yöresinde daha ucuz ve dayanıklı olan suni ipekli dokuma fabrikası vardır.

Hazır giyim ve trikotaj sanayii:

Türkiye'nin dış satımında önemli bir payı olan hazır giyim (konfeksiyon) sanayii ülkemizde özellikle İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara ve Adana'da çok sayıda konfeksiyon atölyesi ve fabrikası vardır.Bu illerde ayrıca trikotaj(örme) isleri
olarak nitelenen kazak, çorap, iç çamaşırı, baslık vb. ürünlerin elde edildiği çok sayıda atölye vardır.

Deri, giyim ve ayakkabi sanayii:

Bu sanayi kolunu oluşturan fabrikalar deri ayakkabı ve deri eşya(ceket, pantolon, kemer, cüzdan, çanta, vb.) üreten fabrikalardır. Türkiye'de ilk deri ayakkabı fabrikası Beykoz (İstanbul)' da kurulmuştur. Bugün deri ayakkabı ve deri eşya üreten fabrikalarımız İzmir, İstanbul, Bolu, Manisa ve Kayseri gibi illerde yoğunlaşmıştır.

d. Maden sanayii

Bu sanayi kolunu oluşturan fabrikalar yer altı kaynaklarını isleyen fabrikalar ile madeni eşya üreten fabrikalardır. Bu fabrikaların başında demir -çelik fabrikaları gelir. Karabük, Ereğli (Zonguldak) ve İskenderun (Hatay)'da bulunan fabrikalarımızda pik ve ham demir, çelik, tel ve levha gibi ürünler üretilmektedir. Kırıkkale’deki fabrika ise daha çok askeri silah üretmeye yöneliktir. Divriği (Sivas) ve İzmir’de özel sektöre ait fabrikalarda da çelik ve inşaat demiri üretimi yapılır. İskenderun demir çelik fabrikası Bakir isletmeleri ise Maden (Elazığ), Murgul (Artvin) ve Samsun (Karadeniz Bakır isletmeleri)'da yer alır. Bunlardan başka Seydişehir (Konya)'de alüminyum isletmeleri, Antalya ve Elazığ’da ferro -krom isletmeleri, Keban (Elazığ) ve Kayseri'de kursun ve çinko isletmeleri yer alır. Madeni eşya (Mutfak eşyası, beyaz eşya, büro eşyası, sanayi kazanları, şofben, termosifon, vb.) üreten fabrikalar ise İstanbul, Bursa, İzmir, Ankara ve Gazi Antep gibi illerde yoğunlaşmıştır.

Makine sanayii

Ulaşım araçları, elektrikli makineler ve savunma sanayisine yönelik çeşitli araç ve gereçlerin üretildiği fabrikalar makine sanayii kapsamındadır. Ulaşım araçları içerisinde otomobil, otobüs, minibüs, kamyon, kamyonet ve traktör gibi birçok kara taşıtının üretildiği otomotiv sanayiine ait fabrikalar basta gelir. Otomobil fabrikalarımız; İzmir, İzmit, Adapazarı ve Bursa illerinde, otobüs, kamyon ve minibüs fabrikalarımız; Adana, Aksaray, İzmir, İzmit ve İstanbul illerinde yer alır. Traktör fabrikalarımız ise İstanbul, İzmit,İzmir, Ankara, Kayseri, Adapazarı ve Konya illerinde yer alır.Ülkemizde demir yolu araçları üreten fabrikalarımız ise TCDD (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir yolları) tarafından isletilmektedir. Bunlar; Eskişehir’de lokomotif,Sivas'ta lokomotif ve vagon onarımı, Ankara'da yedek parça yapımı ve Adapazarı’nda vagon üretimine yönelik fabrikalardır.Türkiye'de gemi yapılan devlete ve özel sektöre ait tersaneler basta İstanbul olmak üzere, İzmit ve İzmir’de yer alır. Ülkemizdeki ilk uçak fabrikası Ankara'daki F - 16 savaş uçaklarının yapıldığı fabrikadır. Ayrıca Eskişehir’de küçük çaplı uçak parçaları üretilmektedir.Türkiye'de yıllara göre otomotiv sanayii üretimi (Adet)Elektrikli makine üreten fabrikalarımız ise televizyon,buzdolabı, çamaşır makinesi, müzik seti, elektrik süpürgesi, fırın, vb. el aletleri, jeneratör, elektrikli motorlar ve akümülatörler gibi ürünler üretir. Bu fabrikalar da genelde İstanbul, İzmir, Manisa, Bursa ve Ankara gibi büyük şehirlerimizdedir.Türkiye'de savunma sanayii kapsamındaki askeri fabrikalar Makine Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE)'na bağlıdır. Kırıkkale’deki silah fabrikası, Ankara'daki ASELSAN (Askeri Elektronik Sanayii), ASPiLSAN (Askeri PiI Sanayii) ve F - 16 uçak fabrikasıdır.


Kimya sanayii

Bu sanayi kolunu oluşturan fabrikalar; ilaç, sabun, deterjan, boya ve gübre fabrikaları, petrol rafinerileri ve petro - kimya tesisleridir.İlaç fabrikalarının çoğu yabancı sermaye ile kurulmuştur.Bu fabrikalar İstanbul, Ankara ve İzmir’de yer alir.Sabun ve deterjan fabrikalarımız ise İzmir, İstanbul,Ankara, Balıkesir ve Gaziantep illerinde yer alır.Boya fabrikaları; İstanbul, İzmit, İzmir ve Mersin illerinde toplanmıştır.Ham petrolü islemeye yönelik olarak kurulmuş olan rafinerilerimiz beş adet olup bunlar; İzmit, Aliağa (izmir), Kırıkkale, Batman ve Mersin'dedir. Bu rafinerilerden ham petrolün islenmesiyle benzin, motorin, LPG,gazyağı gibi yakıtlar elde edilir. İzmit ve Aliağa’daki rafinerilerin etrafındakurulmuş olan petro -kimya tesislerinden ise ham petrolün islenmesinden geriye kalanmaddeler islenerek plastik ve naylon basta olmak üzere,sun', kauçuk, deterjan, elyaf, asfalt, lastik,ham maddesi,sun'! gübre gibi birçok ürün elde edilir.Otomobil lastiği üreten fabrikalarımız ise altı tane olup bunlar; İzmit (4 adet), Adapazarı ve Kırşehir’dedir.

Çimento, cam ve seramik sanayii

Ham maddesi tasa ve toprağa dayalı sanayi kollarının başında çimento sanayii gelir. Konut, is yeri, yol, köprü ve baraj yapımı gibi birçok inşaatın temel maddesi olan çimento her bölgemizde yer alan çimento fabrikalarında üretilir. Üretilen çimentonun bir bölümü ihraç edilir. Türkiye'de yer alan çimento fabrikalarının tamamı özel sektöre devredilmiştir. Bu fabrikalardan yılda 30 - 40 milyon ton çimento elde edilmektedir.İnşaat yapı malzemeleri arasında yer alan tuğla ve kiremit fabrikaları; Uşak, Manisa, Afyon, İzmir, Kütahya, Bolu, Bartın ve Eskişehir illerindedir. Ham maddesi toprakta bulunan silis ve kalsiyum karbonat gibi maddeler olan cam, ülkemizde önemli bir üretime sahiptir.İlk cam fabrikası 1934'te Paşabahçe (İstanbul)'de kurulmuştur.Cam ve sise üretimi yapılan bu fabrikayı çeşitli cam ihtiyaçlarını karşılamak üzere Gebze (İzmit),Mersin, Sinop ve Kırklareli'de kurulan fabrikalar takip etmiştir. Seramik ve porselen üreten fabrikalarımız ise İstanbul, Çan (Çanakkale), Söğüt ve Bozüyük (Bilecik),Varımca (İzmit), İzmir ve Kütahya illerindedir.

Orman ürünleri sanayi

Orman ürünleri sanayiine bağlı olan fabrikalar; kağıt, kereste, sunta, ahşap parke ve mobilya üreten fabrikalardır. Ülkemizde çesitli tipte (yazı, gazete, mukavva, karton ve sigara kağıdı vb.) kağıt üreten fabrikalarımızın dağilisi genelde ham madde kaynağı olan ormanların dağılışına paraleldir. Kağıt fabrikalarımızın bulunduğu yöreler; İzmit, Çaycuma (Zonguldak), Aksu (Giresun), Taşköprü (Kastamonu), Dalaman (Muğla), Çay (Afyon), Taşucu (Mersin) ve Balıkesir’dir. Türkiye'de devlete ait kağıt fabrikaları ve üretim türleri Devlete ait kereste fabrikaları Bartın, Cide, Ayancık ve İnebolu (Kastamonu), Düzce, Ordu, Rize, Borçka (Artvin) yörelerindedir. Bunların yani sıra İstanbul, İnegöl (Bursa), İzmir, Ankara ve Kayseri gibi illerimizde mobilya üreten birçok fabrika ve atölye bulunur.


4. Sanayinin Türkiye Ekonomisindeki Yeri ve Önemi

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren sanayileşme yolunda önemli adımlar atan Türkiye, ekonomisi hızla sanayileşen ve gelişen bir ülke durumundadır. Ülke ekonomisindeki payı ilk yıllarda % 10'Iarin altında olan sanayinin payı günümüzde % 30'larin üzerine çıkmıştır. Her geçen yıl sayısı artan sanayi kuruluşları, genç ve dinamik bir is gücüne sahip Türkiye nüfusu için önemli bir is koludur. Sanayi tesislerin sayesinde ülkemizdeki birçok tarımsal, hayvansal ve madensel ham maddelerin islenmesiyle ekonomik değerleri artar. Böylece ekonomimiz olumlu yönde etkilenir. Türkiye'nin dış satımındaki ürünlerin büyük bir bölümünü bu şekilde işlenmiş sanayi ürünleri oluşturur. Ülkemizin ihtiyacı olan sanayi ürünlerinin yerli üretimle karşılanması ülkemizin dışa bağımlılığını azaltır. Ülke ekonomisi açısından son derece önemli olan sanayinin bu öneminin korunması ve geliştirilmesi için çeşitli çalışmalara ihtiyaç vardır. Sanayi tesislerindeki üretim kapasiteleri iç ve dış pazarlardaki ihtiyaçlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Fabrikalarda üretim kalitesini artırmak için nitelikli is gücü, ucuz ve bol enerji sağlanmalı ve verimliliği artırıcı isletmeciler yetiştirilmelidir. Sanayi ürünlerinin dış pazarlardaki rekabet gücünü artıran modern teknoloji ve standartlar uygulanmalıdır. Sanayilesmeyi teşvik edici uygulamalar (vergi indirimi, ucuz kredi vb.) yaygınlaştırılmalıdır. Özellikle ekonominin temel taşı durumunda olan ağır sanayi kollarının (otomotiv, demir - çelik, makine ve çeşitli araç - gereç vb.) geliştirilmesi önemlidir

Akarsular COĞRAFYA

Akarsular
a)Akarsuyun oluşumu
Yeryüzündeki yatakların değişik büyüklüklerdeki yataklar içerisinde Su toplanır ve bu yatak boyunca akmasına akarsu denir. Akarsuların küçüklerine dere denir. Büyüklerine ise çay nehir denir. Akarsuyun çıktığı yere kaynak. Akarsuyun aktığı yere yatak denir.
Akarsuyun birim zamanda aldığı yola Akarsuyun hızı denir. Bu hız mualine denilen araçla ölçülür.

b)Akarsuyun ağları Su bölümü ve Akarsu Havzaları
En küçük dereden ana ırmağa kadar bir Akarsuyun beslenme havzası içinde tüm kollarıyla birlikte oluşturduğu su yolu örgüsüne akarsu ağı denir. Havzaları birbirinden ayıran doğal sınıra su bölümü çizgisi denir.
Akarsuyun denize ulaştırabilen havzalara açık havza ulaştıramayan havzalara ise kapalı havza denir.

c)Akarsuyun debisi ve rejimi
Bir Akarsuyun her hangi bir yerindeki enine kesitinde bir saniyede geçen Suyun m3 cinsinden miktarına debi denir. Bir Akarsuyun debisinde yıl boyunca değişmeye rejim denir.

d)Selintiler ve Akarsular
Yüzeyleri kaplarcasına akan Sulara selinti denir. Bir Akarsuyun aşındırma gücü; su miktarı eğim Bitki örtüsü akış hızı yük miktarıdır.

A)TÜRKİYE’DE SELİNTİLERİN OLUŞTURDUĞU AŞINDIRMA ve
BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ

a)Kırgıbayır
Kimi yerleri yüksekçe kimi yerleri yarıntılar biçiminde olan şekillere denir. (Nevşehir yöresi)

b)Peri Bacaları
Volkan tüflerinin yaygın olduğu bir arazide sellenme sonucu oluşmuş yer şekilleridir. Üstteki dirençli kayalar aşınmadığı için şapka şeklinde bir görünüm oluşmuştur. (Afyon)

c)Birikinti Konileri
Bir dağ yamacında aşağıya inen Akarsuyun eğimi azaldığında taşıma gücüde azalır ve taşıdığı Alüvyonları koni şeklinde biriktirir. Buna denir. Birikinti konilerinin birleşmesiyle oluşan ovalara Dağ eteği ovası denir.

B)AkarsularIN AŞINDIRMASI İLE OLUŞAN YER ŞEKİLLERİ

a)Vadiler
İçinde Akarsuların aktığı kaynaktan ağza doğru sürekli inişli olan uzun çukur alanlarıdır. Dört çeşit vadi vardır

V vadi V harfi biçimindeki vadilere denir.
Tabanlı vadi orta çığırlarda;eğim az su miktarı fazladır. Derinlemesine hem de yanlamasına aşındırma yapar Yayvan Vadi yanlama aşındırma ile vadi yamaçları aşınıp yatıklarşır.
Yarma vadi Bir düzlükte akmakta olan akarsu önüne çıkan kabarıklığı dar ve derin bir biçimde yardıktan sonra yeniden düzeyi çıkarsa olur.
Kanyon vadi çözünebilir taşların bulunduğu arazilerde akarsu bir yandan aşındırma yaparken bir yandan da taşlar çöker. Sonuçta dar derin ve dik duvarlı vadiler oluşur.

b) Dev Kazanı
Akarsuların çağlayan ve çavlanların yaparak döküldükleri yerlerde aşınma sonucu oluşan çukurluklara dev kazanı (büğet) denir. Türlü Büyüklükte olabilir.

c)Sekiler
Akarsuların iki yakasındaki yamaçlarda görülen basamak biçimindeki yer şekilleridir.. bu derinleştirme sonucu eski vadi tabanı yukarıda bir basamak halinde kalır ki buna seki denir.

d)Yontuk düzler (Peneplen)
Akarsuların aşındırma faaliyetlerinin son döneminde oluşan dalgalı düzlüklere denir.

C)AKARSU BİRİKTİRMESİ İLE OLUŞAN YERŞEKİLLERİ
Akarsu biriktirmesi sonucu oluşan başlıca şekiller şunlardır;

a)Deltalar
Akarsuyun Göle yada deniz ulaştığı yerde taşıdığı alüvyonları biriktirmesi sonucu oluşur. Bir deltanın oluşabilmesi için Akarsuyun belli büyüklükte olması Denizin çok derin olması Kıyı boyunca güçlü akıntıların olmaması gerekir. (Çukurova Bafra)

a)Birikinti Ovası
İç kısımlardaki alanların Alüvyonlarla dolması sonucu oluşur. 2 çeşittir.

Dağ içi ovalar
Dağlık alanların iç kısımlarda az eğimli yerlerde karstik çanaklarda ya da tektonik çöküntülerde birikme sonucu oluşur. (Erzincan ovası)

Dağ eteği ovaları
Bir dağın yamacından aşağı inen akarsu ve sellenme sularının oluşturduğu birikinti ovasıdır.

c)Birikinti Konileri
Akarsuyun taşıdığı Alüvyonların yelpaze biçiminde çökelir. Bu çökmeye denir.

Menderesler
Akarsuyun aşındırma ve biriktirme sonucu faaliyetlerin ortak sonucu oluşan yer şekillerinin en yaygın olanları mendereslerdir.
Yatak eğimi azalmış olan bir akarsu düzenli büklümler yaparak sağa sola dolana dolana akar. Buna menderes denir. (Gediz nehri B.Menderes)

YER ALTI SULARI ve KAYNAKLAR
Dağınık tortulların içerisinde ya da kaya oyuklarında toplanmış suya rastlanır. Buna yer altı Suyu denir.

Kaynaklar
Yer altı sularının kendiliğinden yer yüzüne çıkmasına denir. IV çeşittir.
Kırıklı yapıların bulunduğu yerlerde fay kaynağı yamaçların yer altı suyu tablasını kestiği yerlerde yamaç kaynağı kalkerli yapıların bulunduğu yerlerde ise karstik kaynaklar yer altı sularının bulunduğu yerlerde insanların sondaj yapmasıyla Artezyen kaynaklar oluşur.

TÜRKİYE’DE KARSTİK Sular AŞINDIRMA VE BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ
Kolayca çözünen taşların yaygın olduğu yerlerde oluşan yer şekillerine karstik şekiller denir. (Toroslar)
Yanları dik ağız kısımları türlü genişlikte olabilen derin doğal kaynaklara obruk denir. (Obruk gölü)

Dolinler (düdenler koyaklar)
Kalkerli arazilerde çözünmeler ya da çözünme ile birlikte çökmeler sonucu oluşmuş çukurlardır. Çapları birkaç yüz metre arası değişir. Bunun diğer adı da “su yutan”dır.
Dolinlerin genişleyip birleşmesi sonucu gölovalar (polyeler) oluşur.

Kör Vadiler
Suların bir su yatağından yer Altına daldığı vadilerdir. Karstik arazilerin yaygın şekillerinden biri de lapyalardır. Kireç taşlarının çözünmesiyle mağaralar oluşur. Mağaralarda sarkıt ve dikitler bulunur. Yer altı sularının çözündürdüğü Maddelerin çökelmesi sonucu oluşan yer şekillerine travertenlerdir. Bunların beyaz olmasının nedeni üzerinde kalker tüflerinin olmasıdır.

GÖLLERİN OLUŞUMU
Karalarda ki çanak ve tekne gibi küçük alanlarda birikmiş sulara denir. Kara içerisinde ne kadar çok büyük olursa olsun eğer denize bağlı değil ise Göl olur. Göller oluşumlarına göre beş gruba ayrılır.

a)Tektonik göller
Yer hareketleri sırasındaki kırılmalar kıvrılmalar ve epirojenik hareketler sonucu oluşur. (Hazar gölü)

b)Volkanik göller
Volkanik çanaklarda biriken suların oluşturduğu göllerdir. Bu göller sönmüş volkanların kraterlerinden oluşur.

c)Karstik göller
Çözünebilir taşlardan oluşmuş çanaklarda biriken suların oluşturduğu göllerdir. Bu göller kireç taşı ve Alçı taşının olduğu yerlerde görülür (Dalmaçya)

d)Buzul ve sirk gölleri
Örtü buzulları ile dağ buzullarının oluşturduğu çanaklarda yer alan göllerdir. (İsviçre’de var)

e)Karma yapılı göller
İç ya da dış gücün etkisiyle oluşan çanak bir başka gücün etkisiyle büyütülüp derinleştirilmesine denir. (Van gölü)
Karma yapılı Göllerin çoğu bir çanağın önünün dış güçler iç güçler ve insanlar tarafından kapatılmasına set Gölleri denir.
Karma yapılı göller arasında altı gruba ayrılır
Volkan Akarsu Kıyı heyelan Buzul taş Baraj gölleri gibi.

1)Tektonikvolkan set gölleri Bir çanağın volkanlardan çıkan lav ve katı maddelerin kaplanması ile oluşan göllerdir. (Van gölü)
2)Akarsu set gölleri Akarsuların taşıdıkları Alüvyon ve tortulların bir çanağın önünü tıkaması sonucu oluşur. (Çamiçi)
3)Kıyı set gölleri Dalga biriktirmesi ile oluşan kıyı okların veya kordonların kıyı önünü kapatmasıyla oluşur. (B.Çekmece gölü)
4)Heyelan set gölleri Yer göçmeleri ve kaymaların bir çanağın önünü kapatması ile oluşur. (Tortum Abant vb.)
5)Buzul taş set gölleri Buzul taşların bir çanağın önünü kapatması ile oluşur.
6)Baraj gölleri insanların bir vadinin önüne set yaparak oluşturduğu gölleridir




Akarsu Aşındırma Çeşitleri COĞRAFYA

Akarsuyun, içerisinden geçtiği yatağı kazması ve kopardığı parçacıkları taşıması olayına aşındırma denir. Akarsular kimyasal ve fiziksel (mekanik) yollarla aşındırma yaparlar.


1. Kimyasal aşındırma: Sıcaklığın yüksek olduğu zamanlarda veya sürekli sıcak bölgelerde, akarsuların geçtikleri yeri eritmesiyle yaptığı aşındırmadır.



2. Fiziksel (Mekanik) aşındırma: Akarsular, eğime bağlı olarak kazandıkları güçle, yatağındaki kayaları parçalayarak aşındırır. Akarsular genelde fiziksel yolla aşındırma yaparlar.



Akarsuların fiziksel aşındırması üç şekilde olur.



a. Derine aşındırma: Akarsuların yatağını düşey doğrultuda ışındırarak, deniz seviyesine indirmeye çalışmasıdır.



b. Yana aşındırma: Akarsuların içlerindeki materyallerle birlikte, eğimin azaldığı yerde salınımlar yaparak, yanlara çarpması sonucu meydana gelen aşındırmadır.



c. Geriye aşındırma: Akarsularda su miktarı en çok ağız kısmında olur. Çünkü, bu kısımda akarsu bütün kollarından aldığı suyu taşır. Bu kesimdeki su fazlalığı nedeniyle, akarsular yataklarını, denize döküldükleri yerden başlayarak geriye doğru aşındırmaya başlarlar. Böylece aşınan nokta, kaynağa doğru kayar ve zamanla akarsu üzerindeki şelaleler ortadan kalkar. Buna geriye doğru aşındırma denir.



Geriye doğru aşındırma ile akarsular, çevredeki küçük akarsuları kollarıyla birlikte kendisine bağlar. Buna akarsu kapması veya kapma denir



Akarsular vadilerini kazıp derinleştirdikçe, yataklarının eğimi gittikçe azalır. Bu yüzden zamanla akış yavaşlar, aşındırma eski hızını kaybeder ve en sonunda (bilgi yelpazesi) hemen hemen sona erer. Akarsu yatağında artık, başlangıçtaki pürüzler, şelaleler ortadan kaldırılmış olur. Bu duruma erişen bir akarsuyun, ağzından kaynağına doğru uzanan profili iç bükey bir eğri halindedir. Buna denge profili denir.





Denge profiline ulaşmış bir akarsuda;



Yatak eğimi azalmıştır. Akış hızı azalmıştır.

Aşındırma gücü azalmıştır. Su potansiyeli azalmıştır.

Enerji üretimi için elverişsizdirler. Üzerinde ulaşım ve taşımacılık yapılabilir.

TÜRKİYE’DE UYGULANAN NÜFUS POLİTİKALARI VE ETKİLERİ COĞRAFYA

TÜRKİYE’DE UYGULANAN NÜFUS POLİTİKALARI VE ETKİLERİ

Nüfus, Demografi ve Nüfus Politikası Nedir?

Nüfus, belirli bir zamanda sınırları tanımlı bir bölgede yaşayan insan sayısıdır.
Demografi, dünyada veya bir ülkede bulunan nüfusun yapısını, durumunu, dinamik özelliklerini inceleyen bilim dalıdır.
Nüfus Politikası, ülkelerin kendi insan kaynaklarını daha nitelikli ve işlevsel hale getirmek için uyguladıkları programlardır.

NÜFUS POLİTİKASI NEDEN UYGULANIR?

Nüfus bir ülkenin kalkınmasında en önemli etmenlerden biridir. Ancak ülkelerin kalkınmasında nüfus miktarından çok nüfus özellikleri önemlidir. Nüfus artış hızının yüksek olduğu gelişmemiş ülkelerde başta ekonomik olmak üzere sosyal ve kültürel birçok sorun ortaya çıkmıştır. Buna karşın nüfusun çok az arttığı veya azaldığı gelişmiş ülkelerde ise bu durum ülke varlığını ve geleceğini tehdit etmektedir. Bu nedenle ülkeler nüfusun belli oranda, sorun yaratmadan artışını sağlamak için çeşitli nüfus politikaları uygulamaktadır.

 Nüfus politikaları ile ülkeler; nüfusun niteliğini, niceliğini ve dağılımını bilinçli olarak değiştirmeyi hedeflemektedir.

 Günümüzde ülkelerin nüfus artış hızları ve nüfus özellikleri ile kalkınmaları arasında ilişki kurulmaktadır.

 Farklı nüfus özelliklerine sahip olan ülkeler farklı nüfus politikaları uygulamaktadır.


Dünya'da genel olarak uygulanan 3 çeşit nüfus politikası vardır:


1-Nüfus artış hızını azaltmaya yönelik uygulanan nüfus politikası:
Çin, Hindistan, Kenya, Endonezya gibi ülkelerde uygulanır. Bu ülkelerde çocuk ve genç nüfusun fazla olması birçok soruna neden olmaktadır.

2-Nüfus artış hızını yükseltmek için uygulanan politika:
ABD, Kanada ve Avrupa ülkeleri gibi nüfusu özellikle genç nüfusu hızla azalan ülkelerde uygulanır. Bu ülkelerde üretici nüfusun azalması ve yaşlılık sorununu ortaya çıkarmıştır.

3-Nüfusun nitelik ve niceliğini iyileştirmek amacıyla uygulanan nüfus politikası; özellikle gelişmekte olan ülkelerde uygulanır. Bu ülkelerde bir taraftan aile planlaması ile nüfus artış hızı düşürülmeye bir taraftan da nüfusun nitelik ve niceliği iyileştirilmeye çalışılmıştır.

NÜFUS POLİTİKASI NEDİR? ÜLKELERİN FARKLI NÜFUS POLİTİKASI UYGULAMALARININ NEDENLERİ NELERDİR?

 Nüfusun sayısal artışını ekonomik ve sosyal açıdan çelişmesini belirleyen ilkeler nüfus politikasını oluşturur.

 Dünya’nın farklı ülkelerinde nüfus politikalarının uygulanması bir dizi kararlara çeşitli politikalar arasındaki öncelik ve dengelere bağlıdır. Bazı ülkeler nüfusun artış hızını tekrar yükseltme eğilimindedir. Görüldüğü gibi ülkelerin uyguladıkları nüfus politikaları zaman içinde değişmektedir.

 Yaş bağımlılık oranı bir ülkede çalışan her 100 kişinin bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısıdır. Gelişmemiş ülkelerde genç nüfusun fazla olması nedeniyle yaş bağımlılık oranı yüksektir.

TÜRKİYE’DE UYGULANAN NÜFUS POLİTİKALARI

Planlı dönem başlangıcından bu yana, kalkınma planları ile nüfus politikasının yasallaştığı görülmektedir. 1960’larda D.P.T.’nin kurulması ile D.P.T. ve Sağlık Bakanlığı tarafından 1960 öncesi nüfus artışını teşvik eden pronatalist nüfus politikasının değiştirilmesi üzerinde tartışmalar başlatılmıştır.

1. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda yeni bir nüfus politikasından söz edilmektedir. Hızlı nüfus artışının ekonomik gelişmeyi engellediği görüşünden hareketle, nüfus planlamasına dayalı bir nüfus politikasının gereği sunulmuştur. Bu politika antikontraseptif yasaların değiştirilmesini, sağlık personelinin nüfus planlaması konusunda, isteyenlere gebeliği önleyici yöntemler konusunda bilgi verilmesini kontraseptiflerin(doğum kontrol aracı) ücretsiz dağıtımını içermektedir.

2. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda ise, konuya yaklaşım açısı değişmekte, “nüfus planlaması” deyiminin yerini “aile planlaması” deyimi almaktadır. İkinci plan döneminde konuya bakış açısı değişirken aynı zamanda hükümetlerin ilgisinin azaldığı izlenmektedir.

3. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda ise aile planlamasının sağlık hizmetlerinde ayrılamayacağını dolayısıyla ana ve çocuk sağlığı ile aile planlaması hizmetlerinin birleştirilmesi gereği ortaya konmuş ve ilgili kuruluşlar arası işbirliğine önem verilmesi kararlaştırılmıştır.

4. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda sosyal, ekonomik ve demografik faktörlerin karşılıklı etkilerini ve nüfus politikasının, sosyal ve ekonomik politikaların bir türevi olduğu vurgulanmıştır. Yüksek bebek ölüm hızının ve yetersiz ana-çocuk sağlığı hizmetlerinin birer nüfus sorunu olduğu belirtilmiştir. Ayrıca aile planlamasının, ana-çocuk sağlığı hizmetleriyle birlikte ele alınması gereği üzerinde durulmuştur.

5. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda ise belirgin bir aile planlaması uygulaması dile getirilmemiştir. Temel ilkenin nüfus kalitesinin yükseltilmesi olduğu belirtilmiştir.

6. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda yüksek nüfus artışının istenen ekonomik büyüme ve sosyal gelişmeyi engellediği görüşünden hareketle, nüfus artış hızını azaltmaya yönelik politika ve programların uygulanması öngörülmüştür.

7. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda ise hızlı nüfus artışının, bireylerin refah açısından daha fazla pay alabilmesini ve ekonominin değişim sürecinin daha hızlı gelişmesini engellediği, sürdürülebilir kalkınma çabalarını güçleştirdiğini, konut, sağlık, eğitim ve alt yapıya olan ihtiyacı arttırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile planlaması hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve hizmet sunumunda etkinliğin arttırılması ihtiyacının önemini koruduğu vurgulanmaktadır. Stratejinin temel yapısal değişim projeleri bölümünde, birey refahını daha hızlı arttırabilmek için nüfus artış hızını yavaşlatmak ve kalkınma hedefleriyle uyumlu bir nüfus yapısını oluşturmak temel amaç olarak yer almıştır ve tatbik edilmiştir.

Cumhuriyetten Önce Nüfusun Durumu

Türkiye tarihinin başlangıcı olarak kabul edilen 1071 tarihinden 'başlayarak hatta bu tarihten evvel, doğudan boylar halinde ülkemize sokulan göç dalgaları Anadolu'yu bir yerleşme alanı haline getirmiştir. Bu yerleşme dolayısı ile nüfuslanma, Doğu Anadolu'dan başlayarak kademeli bir şekilde batıya doğru yüzyıllarca devam etmiştir. Bu devirdeki nüfusumuz fetihler ve doğudan gelen göçlerin de etkisiyle sürekli çoğalmış, 18. asırda (Gerileme Devrinde) fethedilen toprakların tekrar kaybedilmesine bağlı olarak, hem nüfusumuz azalmaya başlamış, hem de tekrar doğuya doğru hareketlenmiştir. Bu nüfus akımı (Balkanlardan Anadolu’ya) günümüze kadar devam etmiştir. Selçuklular ve Beylikler dönemine ait nüfusumuzun Nicel ve Nitelik yönleri pek bilinmemektedir.
Osmanlılar devrinde, bugünkü anlamda nüfusumuzun sosyo-ekonomik yönleri en ince ayrıntısına kadar incelenmemiş, dolayısıyla periyodik nüfus sayımlan yapılamamıştır. Bununla birlikte bazı demografik bilgilere rastlayabiliriz. Ömer Lütfi Barkan; 1445 yılından bu yana 30-40 yıl aralıklarla nüfus ve arazi tahminlerinin yapıldığını ve bunların zamanın birer istatistik kütüğü özelliğini gösterdiğini ve bu defterler incelendiğinde; 1520-1530 yılları arasında Mısır, Irak, Tuna nehri ve öteki Avrupa toprakları hariç nüfusumuzun 11.3 milyon olduğunu ifade etmektedir. Reşat Aktan'a göre ise aynı dönemde nüfusun 60 milyon olduğu ifade edilmektedir.
Osmanlılar döneminde: 1831-1844-1856 ve 1878 yıllarında askerî ve vergi gücünün tespiti maksadı ile sayımlar yapılmış fakat yapılan bu sayımlar ya sınırlı alanları kapsamış veya sadece erkek nüfusu dikkate alınmıştır. Bu sebeple demografik ihtiyaçlar tam karşılanamadığı için genel olarak bilimsel bir anlam ifade etmemektedir. 1844'de nüfusun 36.5 milyon, 1884 yılında ise 28.9 milyon olduğu Ö. Celal Şart, tarafından ifade edilmektedir .

1923-1963 Yılları Arasındaki Politikaların Dayanak Noktaları

 Fazla nüfusun bir ülke için askeri ve siyasi güç
 Tarımda makineleşmenin yetersiz olması nedeniyle
 Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı nedeniyle erkek insan gücüne çok fazla ihtiyaç olması
 Türkiye’nin hızla kalkınmak zorunda olması
 Hızlı çoğalma ile ülkedeki sosyal iş bölümü ve ihtisaslaşmayı sağlamak
 Türkiye’de ölüm oranının yüksek olması nedeniyle nüfustaki azalmanın doğumlardaki artışla önlenmeye çalışılması
 Türkiye’nin tabii kaynaklarını işletmek, uygulanan tekniği modernleştirmek nüfus miktarının azalması
 Tifüs ve sıtma gibi hastalıkların yaygın olması sağladığı ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin özgürlüğünü ettirmesinin bir şartı olduğu düşünceleri

UYGULANAN POLİTİKALAR

1960 Yılına Kadar İzlenen Politikalar Çeşitli Sosyal, Ekonomik Ve Hukuki Önlemlerle Desteklenmiştir. Bu Önlemleri Şöyle Sıralayabiliriz:

 Fazla çocuk sahibi olan ailelerin yol vergisinden muaf tutulması (1929)
 Nüfus arttırma politikası ile doğum evi kurmak, fakir vatandaşlara ücretsiz ilaç dağıtmak (1930)
 Altı ya da daha fazla çocuklu ailelere vergi muafiyetinin getirilmesi (1931)
 Nüfus artışını istenilen seviyeye çıkartmak, anne ve bebek ölüm oranlarını düşürmek için alınması gerekli önlemleri araştırmak üzere nüfus komisyonunun kurulması (1932)
 Göçleri teşvik etmek amacıyla göçmenlere gümrük muafiyeti getirilmesi (1934)

Yurt Dışından Gelen Göçmenlerin;
 Ülke geneline dağıtımı ve yerleştirilmesi
 Ekonomik ilgi alanlarına göre, çok düşük faizli ve uzun dönemli krediler verilmesi
 Çok çocuklu ailelere hazineye ait topraklardan tarla bağışlanması (1936)
 Evlenme yaşının erkekler için 17,kızlar için 15’e indirilmesi (1938)
 Düşük ve gebeliği önleyici ilaç ve araçların satılması, kullanılması ve bu konuda eğitim ve propaganda yapılmasının yasaklanması

Türkiye’de nüfusun az olması sorununu ulusal bir politika olarak ele alan Atatürk’te halk sağlığının korunması ve güçlendirilmesi, ölümlerin azaltılması, nüfusun arttırılması önemle vurgulanmıştır.
Planlı dönem başlangıcından bu yana, kalkınma planları ile nüfus aile planlamasının birlikte uygulandığı görülmektedir.1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı ve Sağlık Bakanlığı tarafından 1960 öncesi nüfus artışını teşvik eden nüfus politikasının değiştirilmesi üzerinde tartışmalar başlatılmıştır. Hızlı nüfus artışının iktisadi gelişmeye engel olduğu ileri sürülmüştür.

Politikaların Dayanak Noktaları
 1950 sonrasında sağlık hizmetlerinin gelişmesiyle ölüm oranının azalmaya başlaması
 Tarımda makineleşme
 Orduda insan gücünden çok silah gücünün ön plana çıkması
 Nüfus artışı, 1.Beş Yıllık Kalkınma Planında (BYKP) bir sorun olarak tanımlanmakta ve nüfus artış hızını azaltıcı tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Sosyal Yönleriyle Nüfus Politikaları

1963 yılında Bakanlar Kurulu tarafından Büyük Millet Meclisi’ne sunulan Nüfus Planlaması Kanun Tasarısı 10 Nisan 1965 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak, 557 sayılı Nüfus Planlaması Kanunu adıyla yürürlüğe girmiştir. Nüfus Planlaması Kanunu’nun temel hükümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 1: Nüfus planlaması fertlerin istedikleri sayıda ve istedikleri zaman çocuk sahibi olmaları demektir. Bu husus gebeliği önleyici tedbirlerle sağlanır. Tıbbi zaruretler dışında gebelik sona erdirilemez veya sterilizasyon veya kastrasyon ameliyesi yapılamaz.
Madde 2: Nüfus planlaması zaruretinin duyurulması ve bu hususlarda eğitim, öğretim ve uygulama Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’nca hazırlanacak bir yönetmelik esaslarına göre askeri, resmi ve gönüllü teşekküller ile işbirliği yaparak yürütülür.
Bu amaçla Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı özel teşkilat kurmaya ve gebeliği önleyici ilaç ve araçları ihtiyacı olanlara parasız ve maliyetinden aşağı fiyatla vermeye veya verdirmeye veya sattırmak için tedbir almaya yetkilidir.
Nüfus planlamasında kullanılacak ilaç ve araçların niteliği ile uygulamaya ait yönetmelik Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından aralarında tıp fakülteleri öğretim üyelerinin de bulunduğu bir komisyon yazılı görüşleri alınmak suretiyle hazırlanmıştır.
Diğer taraftan sosyal yönleri dikkatlice uygulanacak nüfus politikalarında ele alınmadığı zaman; gecekondu, anarşi, işsizlik, boşanmalar, adi polisiye olaylardaki artış, sosyal patlamalar giderek hız kazanır.

Ekonomik Yönleriyle Nüfus Politikaları

Hızlı nüfus artışını hedef alan Türkiye’nin ilk nüfus politikası bu amacını şu iki ekonomik nedene dayandırıyordu. Birincisi Türkiye’nin boş duran tabi kaynaklarını işletmek, uygulanan tekniği modernleştirmek, ikincisi ise, hızlı çoğalma ile ülkedeki sosyal iş bölümü ve ihtisaslaşmayı sağlamak.
Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda hızlı nüfus artışının milli gelir artış hızının önünde olması nedeniyle meydana gelecek ekonomik sorunları önleme amacını taşıyan bir nüfus politikası izlemiştir. Nüfus artış hızı milli gelirdeki artış hızı önünde olduğu sürece;
 Ekonomik gelişmenin bir ölçüsü olan kişi başına gelir artışı ağırlaşacaktır.
 Hızlı nüfus artışı yatırımların niteliğini etkileyecek, ekonomik yatırımlar yerine demografik yatırımların yapılması zorunlu kılacaktır.
 Ülkenin küçük yaşlardaki nüfusu arttığından, tüketim ihtiyacı da artacaktır.
 İş gücü arzı konusunda problemler çıkacaktır.
Bu nedenlerden dolayı hızlı gelişmeyi sekteye uğratacak hızlı nüfus artışını daha da düşürerek söz konusu ekonomik konulara çözüm bulmak istenmiştir. Öte yandan İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda da aynı politikanın izlendiği görülmektedir. Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda ise; konunun uzun dönemde çözümlenmesi gereken bir sorun olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca, zamanla değişen ve gelişen sosyo- ekonomik yapıyı yüksek doğurganlığın etkileyeceği görüşüne yer verilmektedir.

Siyasi Yönleriyle Nüfus Politikaları

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 1922 yılında Atatürk tarafından yapılan bir konuşmada politik nedenlerden dolayı ülkenin nüfusunu arttırma yönünde bir politika izlendiği görülmekte ve bu politikanın dayanak noktalarını şunlar oluşturmaktadır:
 Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı nedeniyle erkek nüfus miktarının azalması
 Avrupa ülkelerinin Birinci Dünya Savaşı’nın insan kırımı üzerindeki olumsuz etkilerini gidermek üzere hızlı nüfus artışı politikası izlemeleri
 O tarihlerde Türkiye’de ölüm oranlarının yüksek olması nedeniyle nüfustaki azalmanın doğumlardaki artışla önlenmeye çalışılması
 Fazla nüfusun bir ülke içindeki siyasi ve askeri güç sağladığı ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin özgürlüğünü devam ettirmesinin bir şartı olduğu düşünceleri sayılabilir.
Bu dönemde hızlı nüfus artışını sağlamak için bir takım önlemler alınmıştır. İlk kez 1929 yılında 5 çocuktan fazla ailelerin yol vergisinden muaf tutulduğunu görüyoruz. Bundan başka 1930 yılında 6 ve daha fazla çocuklu ailelere bir madalya verilmesi kabul edilmiştir. Ayrıca ülkede çocuk kaybını önlemek amacıyla 1936 yılında T.C. Kanunları’na çocuk aldırma işlemlerini ağır cezaya çarptıran müeyyideler getirilmiştir.
Başlangıçtan 1950-1960 yılları da dahil olmak üzere nüfus politikasında bir değişiklik olmamıştır. 1950 yılında iktidara gelen yeni hükümet nüfusun fazlalaşmasını isteyen bir politik tutum izlemiş, fakat artışı sağlayacak herhangi bir etkili politika uygulamasına geçmemiştir.
1960’larda Türkiye’de nüfus politikası alanında önemli sayılabilecek bazı gelişmeler olmuştur. 1963-1967 yıllarında uygulamaya konulan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda yeni bir nüfus politikası oluşmaya başlamıştır. Bu yeni politika hızlı nüfus artışının ekonomik kalkınmayı olumsuz olarak etkilemesini önlemeye yönelik bir amaç taşımaktadır. Bunun için gebeliği önleyici araçların ithalini ve satılmasını önleyen kanunların değiştirilmesi, isteyenlere bilgi verilmesini ve başlatılacak programları uygulayacak kişilerin eğitilmesi öngörülmüştür. Nüfus planlaması alanındaki hizmetleri yürütmek için 1965 yılında Sağlık Bakanlığı’na bağlı Nüfus Planlaması Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Nüfus Planlaması Kanunu ile ‘’kişilere istediği zaman istediği sayıda çocuk sahibi olma özgürlüğü tanınmıştır’’. 1968’de uygulamasına geçilen İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda politika ‘’aile planlaması’’ olarak değişmiştir.
1973’ten sonra uygulanan Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda hızlı nüfus artışı, uzun dönemde çözümlenmesi gereken sorun olarak ele alınmakta ancak konuya ilişkin herhangi bir politika ve önleme rastlanmamaktadır.

TÜRKİYE’NİN KALKINMA PLANLARINDA NÜFUS POLİTİKALARI
1.BEŞ YIL (1963-1967)

Nüfus Meselesi

Nüfusla iktisadi gelişme arasındaki sıkı bağıntı, gelişme planlarında nüfus eğilimlerine ve politikasına büyük bir ağırlık verilmesini gerektirir. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, geri kalmış ülkelerin çoğunda ölüm hadleri hızla düşmekte, fakat doğum hadleri pek değişmemektedir. Böylece nüfus artış hızı gittikçe büyümektedir. Bu durum iktisadi gelişme çabalarını kösteklemektedir. Çünkü iktisadi gelişme, en basit deyimle, adam başına düşen milli gelirin artmasıdır. Akilli gelir belirli bir hızla artmakta iken nüfusta aynı hızla artarsa adam başına düşen gelir seviyesinde hiçbir değişme olmaz. Bu yüzden fakir ülkelerin bir kısmı, geliri arttırma çabalarının yanında nüfus artışını yavaşlatmak için de uğraşmaktadır.
Türkiye’de nüfus büyük bir hızla artmaktadır. İktisadi gelişme hızının mümkün olduğu kadar büyük olması da bir milli politika haline gelmiştir. Bu sebeple nüfus politikamızda bir değişikliğe şiddetle ihtiyaç vardır.

Bugünkü Nüfus Politikası:

Cumhuriyet Hükümeti başlangıçta haklı olarak nüfus arttırma politikasını benimsemiştir. Bir yandan ölümler azaltılmaya çalışılacak, bir yandan da doğumlar kolaylaştırılacak ve arttırılacaktır. Ölümleri azaltma aslında sadece nüfus arttırma politikasının bir aracı olarak düşünülemez. İnsanları daha sağlam ve daha uzun ömürlü yapmak başlı başına bir hedeftir. Şu halde nüfusu arttırma politikamızın asıl önemli yönü doğumlarla ilgili olanıdır.
1930 yılında doğumları arttırma ve kolaylaştırma görevi Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile Sağlık Bakanlığı’na verilirken aynı kanunla ‘’ilkaha mani veya çocuk düşürmeye vasıta olup Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayin olunacak alat ve levazımın ithal ve satışı’’ yasak edilmiştir. 1926 tarihli Türk Ceza Kanunu kasten çocuk düşürmek ve düşürtmeyi suç saymış, 1936 yılında kanunun ilgili faslında yapılan değişikliklerle kısırlaştırma ve gebelik önleyici bilgileri yayma da yasak edilmiştir.

Nüfus Artışı:

1927 sayımında 13 milyon 648 bin kişi olarak tespit edilen Türkiye nüfusu 1960 sayımı geçici sonuçlarına göre 27 milyon 830 bin kişidir, İki sayım arasındaki artış yüzde 104 tür. Yıllık ortalama artış hadleri İkinci Dünya Savaşı yılları dışında hemen her dönemde yüksektir. Daha da önemli olan nokta savaştan sonra nüfus artış hadlerinin büyük bir yükselme göstermesidir. 1940-1945 döneminde yıllık artış haddi binde 10,6 iken 1945-1950 de binde 22 olmuş, 1950-1955’de binde 28,1’ e ve 1955-1960’da binde 29,5 e yükselmiştir. Bu son artış hadleri dünyadaki en yüksek artış hadleri arasındadır.
Nüfus artış haddinin yüksekliğinde ve son dönemlerde büsbütün yükselmesinde yurda giren göçmenlerin etkisi önemsizdir. Artışın sebebi doğumlarla ölümler dengesine bağlıdır. Doğum ve ölüm hadlerinin gerçek gidişini gösterecek istatistikler ya olmadığı, ya da eksik ve yetersiz olduğu için durumu tam bir kesinlik ve doğrulukla tespit mümkün değildir. Ancak eldeki verilerin değerlendirilmesi şu sonuçları vermektedir.
a)Türkiye Cumhuriyeti’nin ölümleri azaltma politikası esas olarak başarılıdır, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hastalık ve ölümle mücadele alanındaki yeni buluşların etkisi bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük olmuştur. Böylece savaş yıllarından bu yana ölüm hadleri hızla hızlı bir düşme göstermiştir. Savaş yıllarında binde 20’nin üstünde olduğu tahmin edilen kaba ölüm hadlerinin 1945-1950, 1950-1955 ve 1955-1960 dönemlerinde sırası ile binde 17,binde 14,8 ve binde 12 yakınlarında olduğu tahmin edilmektedir.
b)Doğum hadleri pek az değişme göstermiştir. 1935 den bu yana kaba doğum hadleri binde 40’ın biraz üzerindedir. Sadece savaş yıllarında önemli sayılacak bir düşme vardır. Bu da o dönemin özel şartlarından ileri gelmektedir. 1950-1955 döneminde ise kaba doğum hadlerinin en yüksek olduğu (binde 42,7) tahmin edilmiştir.
Şu halde ölüm hadleri hızla düşerken doğum hadlerinin düşmemesi, hatta belki de hafif bir yükselme göstermesi nüfus artış hızındaki ilerlemenin ana sebebidir.

Hızla Artışın Yarattığı Sorunlar:

Bugün Türkiye’de nüfusun çok hızlı artması iktisadi gelişme çabalarını güçleştirmektedir. Planda ana hedef olarak milli gelirin her yıl yüzde 7 arttırılması kabul edilmiştir. Bu oldukça yüksek bir artış hızıdır ve fedakarlığı gerektirir. Ancak yüzde 7’lik bir artışın ifade ettiği gelişme, yani adam başına düşen gelirin artış hızı, sadece yüzde 4’tür. Çünkü nüfus yüzde 3 yakın bir hızla artmaktadır. Nüfus daha küçük bir hızla artsa idi ya gelişme hızı yani adam başına düşen gelirin artış hızı daha büyük olacak, ya da aynı gelişme hızı daha az fedakarlıkla sağlanacaktır.
Bundan başka bugünkü yasak hükümlerinin sebep olduğu büyük sayıda can kaybı ve ıstıraplara da işaret etmek gerektir. Bugün Türkiye’de ilkaha mani olmak isteyen çok sayıda vatandaş son derece ilkel ve tehlikeli yollara başvurmaktadır, önlenemeyen gebeliklerin gene son derece tehlikeli yollarla sona erdirilmeğe çalışıldığı da bir gerçektir.
Yapılan bir araştırma bunun köylerde yılda yaklaşık olarak 12 bin kadının ölümüne sebep olduğunu göstermiştir.

Yeni Nüfus Politikası:

Bir zamanlar çok haklı sebeplerle kabul edilmiş olan nüfusu mümkün olduğu kadar hızlı arttırma politikası bugünün şartlarına uygun değildir. Bu bakımdan bugünkü politikanın nüfus planlamasını yasaklayan yönü hemen değiştirilecektir. Bu hem nüfus artış hızının biraz yavaşlamasını hem de çocuk nüfus oranının küçülmesini sağlayacaktır.
Burada nüfus planlamasının mahiyeti hakkında bir açıklama yapmak yerinde olacaktır. Nüfus planlaması bazı çevrelerde bir yanlış anlama sonucu olarak çocuk sahibi olmada bir devlet müdahalesiyle karıştırılmaktadır. Oysa nüfus planlaması, ailelerin istedikleri sayıda ve istedikleri zamanda çocuk sahibi olmalarını kolaylaştıran demokratik bir usuldür.

Yeni nüfus politikasıyla ilgili tedbirler şunlardır:

a)Gebelik önleyici bilgilerin yayılmasını ve gebelik önlemekte kullanılan araç ve ilaçların ithal ve satışını yasaklayan kanun hükümleri kaldırılacaktır.
b)Sağlık hizmetlerinde çalışan personele(doktor, hemşire, ebe, hemşire yardımcısı, sağlık memuru) nüfus planlamasıyla ilgili olarak gereken bilgiler verilecektir. Bu, hem ilgili okul ve kurslarda bu konuda yeni dersler konularak, hem de normal okul ve kurs safhasını geçirmiş personeli yeniden kurslara çağırarak yapılacaktır.
c)Bu kimseler gerekli bilgiyi ve parasız dağıtım söz konusu olduğu hallerde malzemeyi isteyenlere vermekle ödevli olacaktır.
d)Mevcut imkanlardan faydalanılarak nüfus planlaması eğitimi yapılacaktır.
e)Gerekli araç ve ilaçların ucuza ithali, yurt içinde imali ve muhtaç olanlara parasız dağıtılması imkanları araştırılacaktır.

Ekonomi COĞRAFYA

Ekonomi
Ekonominin çeşitli tanımları vardır :
1. Ekonomi, para kullanılarak ya da para kullanılmadan insanlar arasında değişim işlemlerine neden olan faaliyetlerin incelenmesidir.
2. Ekonomi, insanların çeşitli mallar (buğday, sığır, pardesü, konser, yol, bombardıman uçakları ve yat gibi) üretmek ve bunlan tüketmek üzere toplumun çeşitli üyelerine bölüştünnek için kıt ya da sınırlı üretim kaynaklannı (toprak, işgücü, makine gibi sermaye malları ve teknik bilgi) hangi biçimde kullandıklannı inceler.
3. Ekonomi, insanı, günlük geçimini kazanırken ve yaşamından zevk alırken inceler.
4. Ekonomi, insanlığın tüketim ve üretim etkinliklerini nasıl düzenlediğini inceler.
5. Ekonomi servetin incelenmesidir.
Bugün iktisatçılar aşağıda tanım üstünde anlaşmış görünüyorlar. “Ekonomi, insanların ve toplumların para kullanarak ya da para kullanmadan zaman içinde çeşitli mallar üretmek ve bunları bugün ve gelecekte tüketmek üzere, toplumdaki bireyler ya da gruplar arasında bölüştürınek için, kıt üretim kaynakları kullanmak konusundaki tercihlerini inceler."
Ekonomi, tarih incelemelerinden geniş ölçüde yararlanır. Kristof Kolomb’un altın dolu Amerika’yı keşfinden sonra İspanya ve Avrupa da yüzyıllarca fiyatlann yükselmesi bir raslantı eseri miydi? Buhar ve demiryolu devri neden Londra daki gecekondu sakinlerine yararlı oldu? Tarihin yorumu için analiz araçlan gereklidir. Çünkü, olaylar kendi açıklamalarını getirmezler.
Modern ekonomi biliminin ilk görevi, üretimin, işsizliğin, fiyatların ve bunlara benzer olayların davranışını tanımlamak, açıklamak ve aralarındaki ilişkiyi saptamaktır.
"Neden ekonomi okumalı?" sorusunun en iyi yanıtını Lord Keynes birçok tartışmaya neden olmuş klasik kitabımn sonunda şöyle verir :
"İktisatçıların ve siyasi yazarların düşünceleri, doğru olsun olmasın, genellikle sanıldığından çok daha etkilidir. Diyebiliriz ki, dünyayı bu düşünceler yönetmektedir. Her türlü entellektüel etkiden uzak olduğunu sanan pratik insanlar, genellikle artık hayatta olmayan bir iktisatçının esiridir. İktidarda bulunan ve havadan sesler işiten çılgınlar, birkaç yıl önce yazı yazmış akademik bir yazardan ilham alırlar. Eminim ki, edinilmiş çıkarlann gücü, düşüncelerin dolaylı etkisinden çok daha zayıftır. Bu hemen kendisini göstermez, belirli bir gecikmeye bağlıdır zira iktisadi ve siyasi felsefe alanında 25-30 yaşlarına geldikten sonra yeni teorilerin etkisi altına girenler çok değildir. Bu nedenle memurların ve siyaset adamlannın hatta ihtilalcilerin olaylara bakarak uyguladıkları düşünceler o kadar yeni olmayabilir. İyilik ya da kötülük için er geç tehlikeli olan, edinilmiş çıkarlar değil, düşüncelerdir".



Göç, dini, iktisadi, siyasi, sosyal ve diğer sebeplerle insan topluluklarının bir yerden bir başka yere gitmesi. Ferdi sebep ve maksatlarla yer değiştirmeye ve bu esnada nakledilen eşyaların hepsine de göç denmektedir. Ayrıca kuşların, balıkların ve bazı hayvan türlerinin, belli mevsimlerde dünyanın çeşitli yerlerine gitmeleri de göç adıyla anılır.

Bir tarih nazariyesine göre, M.Ö. 3000-4000 yıllarında Orta Asya'da yaşayan kavimlerin şiddetli ve uzun süren kuraklık sebebiyle doğuya, kuzeye, batıya ve güneye gitmelerine; Kavimler Göçü denmektedir. Bu göçün siyasi, sosyal ve kültürel neticeleri üzerinde uzun durulmaktadır.Aynı bölgede M.S. 6. yüzyıldan itibaren başlayan ve asıl ağırlığı batı istikametinde olan Türk göçleri, 17. yüzyıla kadar devam etmiş; İran,Anadolu ve Balkanlardan geçerek Avrupa ortalarına ulaşmıştır. Türkler, geçtikleri yerlerde birbirlerinin devamı olan devletler kurmuşlar, böylece Orta Asya içlerinden Avrupa ortalarına uzanan kültür ve medeniyet mirasları ve yerleşik Türk boyları ile bir Türk dünyası meydana getirmişlerdir. Bu göçler sırasında Türklerin bir kolu, Karadeniz'in kuzeyinden geçerek Avrupa ortalarına gelmiş, burada Avrupa Hun Devletini kurup, bir müddet yaşadıktan sonra diğer yerli kavimlerin arasında Hıristiyanlaşarak, eriyip gitmiştir.

Ortadoğu üstünden Mısır'a doğru yol alanlar da, kurdukları çeşitli devletlerden sonra Osmanlı Devleti içinde yer almışlardır. Gerek bunların ve gerekse Anadolu'ya gelen Türk boylarının en büyük talihi, İslamiyeti kabul etmeleridir. 9. ve 10. yüzyıllardan itibaren boylar ve kitleler halinde Müslüman olan Türkler; bugünkü İran, Azerbaycan, Hindistan, Irak ve Anadolu'da kurdukları güçlü devletlerle, hem kendi hayatiyetlerini korumuşlar, hem de kazandıkları zaferlerle İslam dünyasına yeni bir çehre kazandırmışlardır. Böylece başlayan Türk-İslam devletleri devri, Osmanlı Devleti bünyesinde bütün İslam dünyasının tek ve birleşik devleti, haline gelerek 20. yüzyıl başlarına kadar devam etmiştir. Osmanlı Devletinin son zamanlarında, Doksanüç Harbi adıyle meşhur 1877-78 Osmanlı-Rus savaşları esnasında, Tuna boylarında, Balkanlarda ve Kırım'da yaşayan Türklerin eşi görülmemiş Rus ve Hıristiyan zulmü, vahşeti karşısında Anadolu'ya yaptıkları toplu göç, 93 Muhaceratı olarak bilinir ve teessürle hatırlanır. 1950'li yıllarda, Komünist İdarelerin şiddetli tazyik ve zulmüne dayanamayan Müslüman Türklerin, Balkan ülkelerinden (Romanya, Yugoslavya,Bulgaristan) ve Rusya'dan Türkiye'ye toplu olarak yaptıkları göçler de son yılların hafızalarda yaşayan göç hadiselerindendir.

Vietnam'ın komünist kuvvetlerce işgalini müteakip başlayan göç hareketi, Afganistan'ın Rusya tarafından işgali ile 2,5 milyon Afganlının başta Pakistan olmak üzere çeşitli İslam ülkelerine göçü, Filistinlilerin İsrail tarafından vatanlarından zorla çıkarılıp, göçe mecbur bırakılması, Bulgaristan'da yaşayan Türklerin (1989) ve Kuzey Iraklıların vatanlarından çıkarılarak göçe zorlanmaları (1991) olayları da siyasi göçlerin en manidar örnekleridir.

İşsizlik, daha iyi şartlarda yaşama gibi sebeplerle, ülkeler arasında ve bir ülkenin kendi içinde de çeşitli göçler olmaktadır. Bunlar, zamanla çözümü zorlaşan büyük problemler ortaya çıkarmakta ve ülkelerin siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel dengelerini bozmaktadır. Türkiye, köyden şehire büyük oranlara ulaşan göçler sebebiyle bu problemleri en çok yaşayan ve halletmeye çalışan ülkeler arasındadır.

Bir de kıtalararası göçler vardır. Bunun en tipik misali Amerika kıtasına yapılan göçtür. 16. yüzyıldan itibaren bu yeni kıtaya, önce Avrupa milletlerinden başlayan göçler, gittikçe azalmasına rağmen halen devam etmektedir. Önceleri serseri, başı bozuk, kanun kaçağı ve maceraperest Avrupalıların itibar ettikleri bir ülke olan Amerika kıtası, 19. yüzyılın ikinci yarısında, gene bu ülkelerden şiddetli göç dalgalarına sahne oldu. Kıtanın iskan ve imarı tamamlanıp ilmi, teknik ve ticari zenginlikler ortaya çıkınca, bütün milletler için en cazib ülkelerden biri oldu. Bu durum, düyanın her yerinden ve her seviyede insanların buraya göç etmelerine sebeb oldu.

HARİTALARDA YER ŞEKİLLERİNİ GÖSTERME YÖNTEMLERİ COĞRAFYA

HARİTALARDA YER ŞEKİLLERİNİ GÖSTERME YÖNTEMLERİ

Yer şekilleri , haritaya geçirilirken izdüşümleri alınır. Bu nedenle haritalarda kabartı ve çukurluklar gösterilemez. Yer şekillerini gösteren haritalarda , haritada hesaplanan alan ( İzdüşüm Alan ) , gerçek alandan az olur. Aradaki bu fark düz alanlarda daha az , engebeli alanlarda daha çoktur. Örneğin; ülkemizin izdüşüm alanı yaklaşık 780.000 km² , gerçek alanı ise 815.000 km²dir. Aradaki bu farkın nedeni yer şekillerinin engebeli olması ve haritaların bu engebeyi yansıtamamasıdır.

Haritalarda yer şekillerinin yükselti ve eğim gibi fiziki özelliklerini göstermek için bazı çizim yöntemleri geliştirilmiştir. Bu yöntemlerin başlıcaları ; izohips , renklendirme , kabartma , tarama ve gölgelendirmedir. Harita çizimi yapılırken kullanış amacına en uygun çizim yöntemi seçilir.

1 – İZOHİPS (EŞ YÜKSELTİ EĞRİSİ ) YÖNTEMİ : Deniz seviyesinden itibaren aynı yükseklikteki noktaları birleştiren eğriye Eş yükselti ( izohips ) eğrisi , aynı derinlikteki noktaları birleştiren eğriye Eş derinlik ( izobat ) eğrisi denir. Bu yöntemde aynı yükselti veya derinlikte bulunan noktaların birleştirilmesiyle oluşturulan iç içe kapalı eğriler kullanılır. İzohips eğrilerinin sayılarına ve eğriler arasındaki mesafeye bakarak yer şekillerinin yüksekliği ve eğimi hakkında bilgi sahibi olunabilir. Kıyı çizgisi ( 0 metre ) , izohips ve izobat eğrilerinin birleşme ( başlama ) noktalarıdır. İzohips yöntemiyle çizilen haritalar topoğrafya haritalarıdır.

Yer şekillerinin gösteriminde en çok kullanılan yöntem izohips yöntemidir. Bu yöntemle çizilmiş haritaların kullanımını kolaylaştırmak için belirli yükseltiler farklı renklerle gösterilir.

2 – RENKLENDİRME YÖNTEMİ : Eş yükselti eğrileriyle birlikte kullanılan bu yöntemde daha anlaşılır olması için yükselti ve derinlik basamakları farklı renklerde boyanır. Hangi renklerin hangi yükselti aralığını gösterdiği haritaların işaretler bölümünde belirtilir. Bu haritalarda renkler doğrudan yeryüzü şekillerini göstermez. Ancak harita üzerinde farklı yeryüzü şekillerinin daha kolay seçilmesini sağlar. Örneğin ; bütün ovalar yeşil renk ile gösterilmez. Sadece 0 – 500 metre arasındaki ovalar yeşil ile gösterilir.

Fiziki haritalarda yükseltiler genellikle , yeşil , sarı ve kahverenginin çeşitli tonları , derinlikler ise açıktan koyuya mavi rengin tonları ile gösterilir. 0 – 200 metre arası koyu yeşil , 200 – 500 metre arası açık yeşil , 500 – 1000 metre arası sarı , 1000 – 1500 metre arası turuncu veya açık kahverengi , 1500 – 2000 metre arası kahverengi , 2000 metrenin üzeri kahverenginin koyulaşan tonlarıyla gösterilir. Kalıcı kar ve buzullar beyaz renkle gösterilir. Denizlerde ise 0 – 200 metre arası derinlikteki yerler açık mavi , 200 – 500 metre arası mavi , 500 metreden daha derin yerler ise giderek koyulaşan mavi ile gösterilir.

Türkiye fiziki haritasında yeşil rengin en çok olduğu bölge yükseltinin en az olduğu Marmara Bölgesi , kahverenginin en çok olduğu bölge yükseltinin en çok olduğu Doğu Anadolu Bölgesidir.

Dünya fiziki haritalarında en çok kullanılan renk mavidir. Çünkü dünyanın 3 4’ü sularla kaplıdır. En fazla beyaz renk buzullarla kaplı olan Antarktika kıtasındadır.

3 – KABARTMA YÖNTEMİ : Kabartma yöntemi ile yapılan haritalarda , yer şekilleri ( yükselti ve çukurluklar ) belli oranda ölçekli olarak küçültülüp maket şeklinde kabartılarak gösterilir. Bu haritalarda yatay mesafeyi gösteren ölçek yanında dikey mesafeyi gösteren ikinci bir ölçek vardır. Yer şekilleri üç boyutlu ve gerçeğe en yakın olarak bu yöntemle gösterilir, ancak bu yöntemle çizilen haritaların yapımı ve taşınması zor olduğu için yaygın olarak kullanılmaz.

4 – TARAMA YÖNTEMİ : Bu yöntemde eğim değerleri eğim yönünde çizilen farklı boylardaki çizgilerle gösterilir. Tarama yöntemi ile yapılan haritalarda , yer şekilleri kısa , kalın , sık ya da ince , uzun , seyrek çizgilerle taranmış olarak gösterilir. Eğim arttıkça taramaların boyları kısalır , sıklaşır ve kalınlığı artar. Eğimin az olduğu yerlerde ise taramalar uzar, seyrekleşir ve incelir. ( Çizgilerin uzunlukları ile eğim ters orantılıdır. Eğim arttıkça çizgilerin boyları kısalır , kalınlıkları artar. ) Taramanın yapılmadığı yerler ise düzlükleri göstermektedir. Çizgilerin uzanış doğrultusu eğim yönünü gösterir.

Tarama yöntemi ile harita yapımının zor olması , yükselti , eğim bulma gibi hesaplamaların
yapılamaması gibi nedenlerden dolayı bu yöntem günümüzde kullanılmamaktadır. Bu haritalarda engebeli alanlar taramalar çok sıkışık ve kalın olduğu için karanlıkta kalmakta , yükselti tam olarak belirlenememektedir. Bu yöntemle çizilen haritalar yüzey şekilleri hakkında genel bir fikir verir.

5 – GÖLGELENDİRME YÖNTEMİ : Güneş ışınlarının 45 derecelik açı ile geldiği düşünülerek karanlıkta kalan yerlerin koyu , aydınlık yerlerin ise açık renklerle ifade edildiği haritalardır. Bu yöntemde gölgelerin açık veya koyu oluşu arazinin eğimi hakkında bilgi verir. Gölgelerin koyulaştığı yerlerde eğim azalır. Bu metotla daha çok dağların uzanışı gösterilir. İlk bakışta engebeli yerlerin dikkati çekmesi sağlanır. Bu yöntemde yükselti basamakları bulunmadığından , yükseltileri tespit etmek ve profil ( yer şekillerinin yandan görünüşü ) çıkarmak olanaksızdır. Bu nedenle izohips ve renklendirme yöntemleriyle çizilen fiziki haritalarda yer şekillerinin daha canlı görünmesini sağladığı için yardımcı bir yöntem olarak uygulanır.


PROJEKSİYON YÖNTEMLERİ
Yerküreye ait özellikler , bilgiler, belli bir ölçek dahilinde küre üzerine aktarılarak model küre elde edilir. Ancak küreler kullanışsız olduğu için haritalar bir düzlem üzerine aktarılmaya çalışılır ki bu sırada yerin şeklinden kaynaklanan bozulmalar ortaya çıkar. Bunun nedeni küresel yüzeylerin hatasız olarak düzleme aktarılmasının geometrik açıdan olanaksız oluşudur. Haritalar yerşekillerinin biçimini gerçeğe tam uygun olarak göstermez. Haritalarda görünen , gerçeğin az ya da çok benzeridir. Hata oranı haritası çizilecek yerin alanı büyüdükçe daha da artar. Engebeli ve geniş alanların gösterildiği haritalarda bozulmalar fazlayken , engebesiz ve küçük alanların gösterildiği haritalarda bozulmalar azdır.

Haritalar çizilirken bozulmaların en aza indirilmesi için geliştirilen yöntemlere PROJEKSİYON
( İZDÜŞÜM ) denir. Projeksiyonlar , izdüşüm ( engebe ve çukurlukların düz sayılarak yükseltinin 0 metre kabul edilmesi ) esasına göre paralel ve meridyen ağının bir düzlem üzerine aktarılmasıdır. Bu nedenle yerşekillerinin engebeli olduğu alanlarda gerçek alan ile izdüşüm alan arasındaki fark fazladır. Hiçbir projeksiyon , haritalardaki hatayı tamamen ortadan kaldıramaz , sadece hata oranını azaltır. Projeksiyon yöntemlerinin bazıları açıları , bazıları alanları ve bazıları da şekilleri gerçeğine daha yakın olarak gösterir. Projeksiyon seçimi , haritası çizilecek yerin bulunduğu enleme ve haritanın kullanım amacına bağlıdır. Başlıca projeksiyon türleri şunlardır :


1 – SİLİNDİRİK PROJEKSİYON : Bir kürenin çevresine silindir şeklinde bir kağıt sarılmasıyla oluşturulur. Ekvator çevresinde bozulma az iken , kutuplara gidildikçe bozulmalar artar. Çoğunlukla kara ve deniz ulaşımında kullanılan haritaların çiziminde bu yöntem kullanılır. Silindirik projeksiyonla çizilen haritalarda kutuplara yakın bölgeler olduğundan daha büyük görünür. Örneğin ; Güney Amerika’nın sekizde biri kadar olan Grönland , Güney Amerika’dan daha büyük görünür. Onun için kutup noktaları gösterilemez. Bu yöntemde yerşekillerinin biçimi bozulmazken alanları bozulur.

2 – KONİK PROJEKSİYON : Bir kürenin çevresine koni şeklinde bir kağıdın orta enlemlere değecek şekilde sarılmasıyla oluşturulur. Bu projeksiyon orta enlemler ve çevresindeki bölgelerin gösterilmesinde daha doğru sonuçlar verir. Bu yöntemle çizilen haritalarda şekillerde bozulmalar meydana gelirken alanlar korunur.

3 – DÜZLEM PROJEKSİYON : Bir düzlemin kutup noktasına teğet olarak geçirilmesiyle oluşturulan bu çizimde kenar uzunlukları korunur. Bu yöntem daha çok dar alanların ve büyük ölçekli haritaların çiziminde kullanılır. Bu projeksiyon yönteminde kutup noktaları merkez alındığı için bozulma en az kutuplarda olur. Açılar korunurken , şekil ve alanlarda bozulmalar meydana gelir.

Özetle ; ekvator ve çevresi çizilirken silindirik projeksiyon , orta enlemler çizilirken konik projeksiyon , kutup bölgeleri çizilirken düzlem projeksiyon yöntemi tercih edilmektedir
KULLANIM AMAÇLARINA GÖRE HARİTALAR
Her haritanın hazırlanış amacı farklıdır. Değişik özellikleri dikkate alınarak hazırlanan haritalar , kullanım amaçları açısından farklı isimler alır. Haritalar kullanım amaçlarına göre iki bölüme ayrılır :

1 – GENEL HARİTALAR : Yaygın olarak kullanılan atlas ve duvar haritaları genel haritalardır. Genel haritalar da kendi içinde bazı gruplara ayrılır :

A – SİYASİ VE İDARİ HARİTALAR : Ülkelerin , çeşitli siyasi ve askeri blokların ve kıtaların sınırlarını gösteren haritalar SİYASİ HARİTA , ülke içindeki il , ilçe , kasaba ve köy gibi idari birimler arasındaki sınırları gösteren haritalara da İDARİ HARİTALAR denir.

B – BEŞERİ VE EKONOMİK HARİTALAR: Nüfus miktarını , nüfus dağılışını , insanların milliyetlerini , dinlerini , dillerini , kültürlerini ve yaşam biçimlerine ait özelliklerinin dağılışını gösteren haritalara BEŞERİ HARİTALAR denir. İnsanların ekonomik faaliyetlerini ve ekonomik faaliyete konu olan mal ve hizmetlerin dağılışını gösteren haritalara ise EKONOMİK HARİTALAR denir.

C – FİZİKİ HARİTALAR : Yeryüzü şekillerinin yükselti ve eğim gibi özellikleri ile dağ , ova , plato , vadi , göl gibi ünitelerin dağılışını gösteren haritalardır. Yükseltiler ancak fiziki haritalardan tespit edilebilir. İki nokta arasından çıkartılabilecek yükselti profili yine fiziki haritalardan çıkartılabilir. Yükselti ve derinlik basamakları renklerle gösterilir. Derinlik basamakları mavinin tonları ile , yükselti basamakları da yeşil , sarı ve kahverengi ile gösterilir.

2 – ÖZEL HARİTALAR : Bu tür haritalar , genel amaçlardan ziyade konunun uzmanları tarafından özel amaçlar için hazırlanmış haritalardır. Herhangi bir alanın jeolojisini , toprak türlerini , iklim bölgelerini , bitki örtüsünü , sıcaklık , basınç , rüzgar ve yağış gibi iklim elemanlarının dağılışını , ulaşım yollarını , turistik yerlerin dağılışını vb. özellikleri yansıtan haritalardır.


Haritalar ölçeklerine göre üç gruba ayrılır :

1 – Büyük Ölçekli Haritalar : Ölçekleri 1 / 200.000'e kadar olan haritalardır.
· Küçültme oranı azdır.
· Ayrıntı fazladır.
· Birim düzlemde gösterilen gerçek alan küçüktür.
· Eşyükselti eğrileri arasındaki yükselti farkı azdır.
· Ölçeği 1 / 20.000’e kadar olan Planlar ile 1 / 20.000 – 1 / 200.000 ölçekli topoğrafya haritaları bu gruptadır.


2 – Orta Ölçekli Haritalar : Ölçekleri 1 / 200.000 ile 1 / 500.000 arasında olan haritalardır. Ayrıntılar, büyük ölçekli haritalara göre daha azdır. Bu haritalarda yüksek dağlar , büyük akarsular ve önemli yerleşim yerleri gösterilebilir. Genellikle tek bir ülkeyi veya bölgeyi gösterirler.


3 – Küçük Ölçekli Haritalar : Ölçekleri 1 / 500.000'den daha küçük olan haritalardır. Küçük ölçekli haritalar en geniş alanı gösteren , küçültme oranı en fazla olan ve en az ayrıntıya sahip olan haritalardır. Duvar ve atlas haritaları bu gruba girer. Genellikle kıtaların veya dünyanın tamamının gösterildiği haritalardır.
· Ayrıntı en azdır.
· Küçültme oranı en fazladır.
· Birim düzlemde gösterilen gerçek alan büyüktür.
Eşyükselti eğrileri arasındaki fark fazladır.

HARİTA BİLGİSİ
HARİTA : Dünya'nın bütününün ya da bir bölümünün kuş bakışı görünümünün belli bir oranda küçültülerek düzleme aktarılmış şekline HARİTA denir. Haritaların çizimi ile Kartoğrafya bilimi ilgilenir.

Haritalardan çeşitli amaçlarla yararlanabiliriz. İnsanlar harita çizerek , dünyayı tanımaya ve keşfe çalışmışlardır. Günümüzde her bilim dalı ve her sektör harita kullanmaktadır. Coğrafya konuları işlenirken elde edilen verilerin ve ulaşılan sonuçların yeryüzündeki dağılışı haritalar yardımı ile yapılır. Haritalar sayesinde coğrafi olaylar daha kolay anlaşılır hale gelir ve hatırda kalır. Özellikle arazi çalışmaları sırasında haritalar bize büyük kolaylıklar sağlar. Yeryüzü şekillerine ait bazı özellikler ( yükselti , eğim v.b. ) haritaların incelenmesiyle bulunabilir. Yurt savunması ve güvenliğin sağlanmasında , ulaşım sorunlarının çözümünde , yolculuklarda , çevre düzenlemelerinde v.b. durumlarda harita birçok işimize yarar.
Bir çizimin harita özelliği taşıyabilmesi için ; Kuş bakışı görünüme göre çizilmesi , Düzleme aktarılması , arazi üzerindeki uzunlukların belli bir oranda küçültülmesi gerekir.
Haritalarda bulunması gereken başlıca bilgilere HARİTA ELEMANLARI denir. Bunlar, coğrafi koordinatlar ( enlem – boylam ) , ölçek , harita anahtarı ( lejant ) , harita başlığı ve yön okudur. Başlık ; haritanın kullanım amacını belirtmeli , haritayı tanıtmaya yeterli , açık ve kısa olmalıdır. Yön oku özellikle büyük ölçekli haritalarda önemlidir.
Harita Anahtarı ( Lejant ) ; haritada kullanılan özel işaretlerin ne anlama geldiğini gösteren bölümdür. Her haritanın kullanım amacına göre farklı işaretler kullanılır.

Harita Ölçeği : Harita üzerinde belli iki nokta arasındaki uzunluğun , yeryüzündeki aynı noktalar arasındaki uzunluğa oranıdır. Diğer bir deyişle , gerçek uzunlukları harita üzerine aktarırken kullanılan küçültme oranıdır.
Ölçek = Harita Üzerindeki Uzunluk / Arazi Üzerindeki Uzunluk (Gerçek Uzunluk)
PLAN : Bir yerin kuş bakışı görünümünün belli bir oranda küçültülerek düzleme aktarılmasıdır. Plan bir tür büyük ölçekli haritadır. Planların ölçeği 1 / 20.000’den daha büyüktür. ( 1 / 5000 gibi ) Planlar binalar , şehir imar planları , sanayi tesisleri gibi küçük alanları ayrıntılı olarak gösterirler. En fazla ayrıntı içeren haritalardır.
KROKİ : Bir yerin kuşbakışı görünümünün ölçeksiz olarak düzleme aktarılmasıdır. Kroki harita değildir.
Plan ile kroki arasındaki fark ; çizim yapılırken planlarda ölçek kullanılırken , krokilerin ölçeksiz olarak ( kaba taslak ) çizilmesidir.

Bir haritanın ölçeği iki şekilde gösterilir :

1 – KESİR ÖLÇEK : Haritalardaki küçültme oranını basit kesirle ifade eden ölçek türüdür.
1 / 25.000 , 1 / 500.000 , 1 / 1.000.000 birer kesir ölçektir.
Kesir ölçekte , pay ile paydanın birimleri aynıdır. Uzunluk birimi olarak santimetre (cm) kullanılır.
Kesir ölçekte pay her zaman 1’dir. Payda ise haritası çizilen gerçek uzunluğun kaç kez küçültüldüğünü gösterir. Örneğin : 1 / 1.000.000 ölçeğinde , arazi üzerindeki 1.000.000 cm ( 10 km)'lik uzunluk harita üzerinde 1
cm gösterilmiştir.
Kesir ölçeklerde ölçeğin paydası ile ölçek arasında ters orantı vardır. Payda büyüdükçe ölçek küçülür. Payda küçüldükçe ölçek büyür.

2 – ÇİZGİ ( ÇİZİK = GRAFİK ) ÖLÇEK : Haritalardaki küçültme oranını çizgi grafiği üzerinde gösteren ölçek türüdür. Çizginin uzunluğu haritadaki uzunluğu , çizgi üzerindeki rakamlar ise gerçek uzunluğu gösterir.

50 0 50 100 150 200 km
lıııııııııl……..l……..l………l……..l

Yukarıdaki örnekte 1 cm’lik çizgi uzunluğunun karşılığı 50 km’dir. Bu çizgi ölçeğin kesir ölçek karşılığı 1 cm / 50 km yani 1 / 5.000.000’dur.

UZUNLUK ÖLÇÜLERİ : mm – cm – dm – m – dam – hm – km.
En çok kullanılanlar : 1 m = 100 cm
1 km = 1000 m = 100.000 cm

FOREX REKLAMLARI

FOREX4

FOREX